Genel - arzuprema.com https://arzuprema.com/blog/category/genel/ Arzu Prema Tue, 27 Jan 2026 03:09:15 +0000 tr hourly 1 195850504 Olumlamalar ve Nörobilimsel Temelleri https://arzuprema.com/blog/olumlamalar-ve-norobilimsel-temelleri/ https://arzuprema.com/blog/olumlamalar-ve-norobilimsel-temelleri/#respond Sat, 24 Jan 2026 17:47:26 +0000 https://arzuprema.com/?p=23680 arzuprema.com
Olumlamalar ve Nörobilimsel Temelleri

Günlük Olumlama Cümleleri Beyni Nasıl Düzenler? Günlük olumlama cümleleri, uzun süre kişisel gelişim ve spiritüel pratikler bağlamında ele alınmış olsa da, son yıllarda yapılan nörobilimsel çalışmalar bu uygulamaların beynin duygu düzenleme, öz-algı ve stresle başa çıkma süreçleriyle ilişkili sinirsel ağlarını etkilediğini göstermektedir (Cascio et al., 2016; Falk et al., 2015). Olumlama (Self-Affirmation) Nedir? Psikoloji literatüründe […]

Olumlamalar ve Nörobilimsel Temelleri
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Olumlamalar ve Nörobilimsel Temelleri

Günlük Olumlama Cümleleri Beyni Nasıl Düzenler?

Günlük olumlama cümleleri, uzun süre kişisel gelişim ve spiritüel pratikler bağlamında ele alınmış olsa da, son yıllarda yapılan nörobilimsel çalışmalar bu uygulamaların beynin duygu düzenleme, öz-algı ve stresle başa çıkma süreçleriyle ilişkili sinirsel ağlarını etkilediğini göstermektedir (Cascio et al., 2016; Falk et al., 2015).

Olumlama (Self-Affirmation) Nedir?

Psikoloji literatüründe bu uygulamalar genellikle self-affirmation kavramı altında incelenmektedir ve bireyin kendisi için önemli olan değerleri bilinçli olarak hatırlamasını veya ifade etmesini içermektedir (Sherman & Cohen, 2006). Bu yaklaşımın temel varsayımı, bireyin benlik bütünlüğünü desteklemenin tehdit algısını azalttığı yönündedir (Sherman & Cohen, 2006).

Beynin Hangi Bölgeleri Devreye Girer?

Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) çalışmaları, self-affirmation görevleri sırasında beynin özellikle ventromedial prefrontal korteks (vmPFC) bölgesinde artan aktivasyon olduğunu göstermektedir (Cascio et al., 2016). vmPFC, öz-değerleme, duygusal anlamlandırma ve üst düzey duygu regülasyonu süreçlerinde merkezi bir rol oynamaktadır (Roy et al., 2012).

Bu bölgedeki aktivasyonun artması, bireyin tehdit edici uyaranlara karşı daha dengeli ve düzenlenmiş tepkiler vermesiyle ilişkilendirilmektedir (Falk et al., 2015). Özellikle vmPFC’nin limbik sistemle olan bağlantıları, stres ve korku tepkilerinin yukarıdan aşağı (top-down) düzenlenmesini mümkün kılmaktadır (Etkin et al., 2011).

Self-affirmation uygulamaları sırasında yalnızca regülasyonla ilişkili bölgeler değil, aynı zamanda beynin ödül ve motivasyon sistemleri de aktive olmaktadır (Dutcher et al., 2016). fMRI verileri, olumlama görevleri esnasında ventral striatum aktivasyonunun arttığını göstermektedir (Dutcher et al., 2016). Ventral striatum, dopaminerjik ödül öğrenmesi ve motivasyon süreçleriyle yakından ilişkilidir (Haber & Knutson, 2010).

Bu bulgular, olumlama cümlelerinin yalnızca bilişsel yeniden çerçeveleme değil, aynı zamanda ödül temelli bir öğrenme süreci olarak da işlev görebileceğini düşündürmektedir (Dutcher et al., 2016). Başka bir deyişle, birey kendisiyle ilgili değerli ve anlamlı içeriklere yöneldikçe, beyin bu süreci nörolojik olarak pekiştirebilmektedir (Cascio et al., 2016).

Self-affirmation uygulamalarının duygu regülasyonu üzerindeki etkisi, stres tamponlama (stress-buffering) literatürüyle de örtüşmektedir (Creswell et al., 2013). Deneysel çalışmalar, kişisel değerlerin bilinçli olarak hatırlanmasının hem psikolojik hem de nöroendokrin stres tepkilerini azalttığını göstermektedir (Creswell et al., 2013).

Bu bağlamda olumlama uygulamaları, bireyin stresli uyaranlara verdiği fizyolojik ve duygusal tepkileri tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, bu tepkilerin yoğunluğunu ve süresini düzenlemeye yardımcı olmaktadır (Creswell et al., 2013). Bu durum, sinir sistemi regülasyonu açısından klinik olarak anlamlı kabul edilmektedir (Etkin et al., 2011).

Beynin default mode network (DMN) olarak bilinen ve benlikle ilgili düşünme süreçlerinde aktif olan ağı da self-affirmation uygulamalarıyla ilişkilendirilmektedir (Falk & Scholz, 2018). DMN aktivitesindeki daha dengeli örüntüler, ruminatif ve kendini eleştiren düşünce döngülerinin azalmasıyla bağlantılıdır (Hamilton et al., 2015).

Nöroplastisite ve Tekrarın Önemi

Olumlama cümlelerinin etkisinin tek seferlik uygulamalardan ziyade düzenli tekrarlarla ilişkili olduğu düşünülmektedir (Falk & Scholz, 2018). Nöroplastisite ilkelerine göre, sık kullanılan bilişsel ve duygusal yollar zamanla daha erişilebilir hale gelmektedir (Kolb & Gibb, 2011). Bu nedenle düzenli olumlama pratiği, öz-değer ve güvenle ilişkili sinirsel devrelerin güçlenmesini destekleyebilir (Falk & Scholz, 2018).

Mevcut bilimsel bulgular, günlük olumlama cümlelerinin “gerçeği inkâr eden pozitif düşünceler” olarak değil, bireyin benlik algısını ve sinir sistemi regülasyonunu destekleyen tamamlayıcı bir psikolojik müdahale olarak ele alınabileceğini göstermektedir (Cascio et al., 2016; Creswell et al., 2013). Bu uygulamalar, özellikle mindfulness, psikoeğitim ve stres yönetimi temelli çalışmalarla birlikte kullanıldığında daha anlamlı ve sürdürülebilir etkiler sunabilir (Falk et al., 2015).

Klinik ve Uygulamalı Alanlar

Self-affirmation temelli yaklaşımlar;

  • stres yönetimi
  • sağlık davranışı değişimi
  • psikoeğitim ve mindfulness temelli programlar

gibi alanlarda tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç

Günlük olumlama cümleleri, yalnızca motive edici sözler değil; beynin duygu düzenleme, ödül ve benlik algısı ağlarını etkileyen, bilimsel olarak incelenmiş bir nöropsikolojik müdahale biçimi olarak ele alınabilir . Düzenli ve bilinçli uygulandığında, bireyin sinir sistemi regülasyonunu destekleyen güvenli bir içsel alanın oluşmasına katkı sağlayabilir.

 

Kaynakça

  • Cascio, C. N., O’Donnell, M. B., Tinney, F. J., Lieberman, M. D., Taylor, S. E., Strecher, V. J., & Falk, E. B. (2016).
    Self-affirmation activates brain systems associated with self-related processing and reward and is reinforced by future orientation. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 11(4), 621–629. https://doi.org/10.1093/scan/nsv136
  • Creswell, J. D., Welch, W. T., Taylor, S. E., Sherman, D. K., Gruenewald, T. L., & Mann, T. (2013).
    Affirmation of personal values buffers neuroendocrine and psychological stress responses. Psychological Science, 24(4), 560–568. https://doi.org/10.1177/0956797612465875
  • Dutcher, J. M., Creswell, J. D., Pacilio, L. E., Harris, P. R., Levine, J. M., Bower, J. E., Muscatell, K. A., & Eisenberger, N. I. (2016).
    Self-affirmation activates the ventral striatum: A possible reward-related mechanism for self-affirmation. Psychological Science, 27(4), 455–466. https://doi.org/10.1177/0956797615625989
  • Etkin, A., Egner, T., & Kalisch, R. (2011).
    Emotional processing in anterior cingulate and medial prefrontal cortex. Trends in Cognitive Sciences, 15(2), 85–93. https://doi.org/10.1016/j.tics.2010.11.004
  • Falk, E. B., O’Donnell, M. B., Cascio, C. N., Tinney, F., Kang, Y., Lieberman, M. D., Taylor, S. E., An, L., Resnicow, K., & Strecher, V. J. (2015).
    Self-affirmation alters the brain’s response to health messages and subsequent behavior change. Proceedings of the National Academy of Sciences, 112(7), 1977–1982. https://doi.org/10.1073/pnas.1500247112
  • Falk, E. B., & Scholz, C. (2018).
    Persuasion, influence, and value: Perspectives from communication and social neuroscience. Annual Review of Psychology, 69, 329–356. https://doi.org/10.1146/annurev-psych-122216-011821
  • Haber, S. N., & Knutson, B. (2010).
    The reward circuit: Linking primate anatomy and human imaging. Neuropsychopharmacology, 35(1), 4–26. https://doi.org/10.1038/npp.2009.129
  • Hamilton, J. P., Farmer, M., Fogelman, P., & Gotlib, I. H. (2015).
    Depressive rumination, the default-mode network, and the dark matter of clinical neuroscience. Biological Psychiatry, 78(4), 224–230. https://doi.org/10.1016/j.biopsych.2015.02.020
  • Kolb, B., & Gibb, R. (2011).
    Brain plasticity and behaviour in the developing brain. Journal of the Canadian Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 20(4), 265–276.
  • Roy, M., Shohamy, D., & Wager, T. D. (2012).
    Ventromedial prefrontal-subcortical systems and the generation of affective meaning. Trends in Cognitive Sciences, 16(3), 147–156. https://doi.org/10.1016/j.tics.2012.01.005
  • Sherman, D. K., & Cohen, G. L. (2006). The psychology of self-defense: Self-affirmation theory.
    Advances in Experimental Social Psychology, 38, 183–242. https://doi-org.ezproxy.library.yorku.ca/10.1016/S0065-2601(06)38004-5

Olumlamalar ve Nörobilimsel Temelleri
Arzu Prema

]]>
https://arzuprema.com/blog/olumlamalar-ve-norobilimsel-temelleri/feed/ 0 23680
Felaket Kapitalizmi ve Psikososyal Şok https://arzuprema.com/blog/felaket-kapitalizmi-ve-psikososyal-sok/ https://arzuprema.com/blog/felaket-kapitalizmi-ve-psikososyal-sok/#respond Wed, 21 Jan 2026 15:27:13 +0000 https://arzuprema.com/?p=23641 arzuprema.com
Felaket Kapitalizmi ve Psikososyal Şok

Felaket anlarının kendine özgü bir dili vardır. Her şey çok hızlı olur. Olan biteni anlamaya çalışırken, bir yandan da “şimdi ne yapacağız?” sorusu zihni kaplar. Kararlar ardı ardına gelir. Öncesinde tartışmalı olan şeyler bir anda kaçınılmaz görünmeye başlar. “Başka çare yok” cümlesi, neredeyse itiraz edilemez bir gerçek gibi dolaşıma girer. Bu hâl çoğumuza tanıdık. Salgınlar, […]

Felaket Kapitalizmi ve Psikososyal Şok
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Felaket Kapitalizmi ve Psikososyal Şok

Felaket anlarının kendine özgü bir dili vardır. Her şey çok hızlı olur. Olan biteni anlamaya çalışırken, bir yandan da “şimdi ne yapacağız?” sorusu zihni kaplar. Kararlar ardı ardına gelir. Öncesinde tartışmalı olan şeyler bir anda kaçınılmaz görünmeye başlar. “Başka çare yok” cümlesi, neredeyse itiraz edilemez bir gerçek gibi dolaşıma girer.

Bu hâl çoğumuza tanıdık. Salgınlar, savaşlar, ekonomik çöküşler ya da büyük toplumsal krizler sırasında yalnızca gündelik hayatımız değil, düşünme biçimimiz de sarsılır. Zaman algısı daralır. Geleceği tartmak, seçenekleri karşılaştırmak, uzun vadeli sonuçları hesaba katmak zorlaşır. Psikoloji literatüründe bu durum, travmatik stres ve bilişsel daralma ile ilişkilendirilir; birey ve toplum düzeyinde karar alma kapasitesinin geçici olarak zayıfladığı gösterilmiştir.

Tam da bu psikolojik zeminde, felaket kapitalizmi olarak adlandırılan süreç işler. Bu kavram, ilk kez Naomi Klein tarafından sistematik biçimde ortaya konmuş ve The Shock Doctrine adlı çalışmasıyla literatüre yerleşmiştir (Klein, 2007). Klein, felaket kapitalizmini; savaşlar, darbeler, doğal afetler ve ekonomik krizler gibi kolektif şok anlarının, neoliberal politikaların hızla ve dirençle karşılaşmadan uygulanması için kullanılması olarak tanımlar.

Burada kritik olan nokta şudur: Felaket kapitalizmi, krizi mutlaka yaratan bir güç olmak zorunda değildir. Asıl işlevi, krizin yarattığı psikolojik yönelim kaybını kullanmasıdır. Klein’ın vurguladığı gibi, şok altındaki toplumlarda itiraz zayıflar, alternatif düşünmek zorlaşır ve “olağanüstü koşullar” gerekçesiyle normalde kabul edilmeyecek dönüşümler meşrulaştırılır (Klein, 2007; Klein, 2012).

Bu süreçte kullanılan dil çoğu zaman teknik ve kaçınılmazlık vurgusu taşır. “Ekonomik gerçekler”, “piyasanın gereklilikleri” ya da “acil durum önlemleri” gibi ifadeler öne çıkar. Ancak bu teknik dilin altında güçlü bir psikolojik etki vardır. Felaket sonrası ortaya çıkan belirsizlik, bireylerde güvenlik ihtiyacını artırır. Sosyal psikoloji ve travma çalışmaları, belirsizlik ve tehdit algısının otoriteye yönelimi güçlendirdiğini göstermektedir.

“Başka çare yok” söylemi tam bu noktada devreye girer. Bu ifade, yalnızca bir politika tercihini değil, bir duygusal kapanmayı temsil eder. Umudu daraltır, alternatifleri gerçekçi olmaktan çıkarır ve itirazı sorumsuzluk gibi gösterir. Bu durum, Klein’ın da altını çizdiği üzere, felaket sonrasında neoliberal dönüşümlerin hızla kabul edilmesini sağlayan temel mekanizmalardan biridir.

Bu kabulleniş çoğu zaman “boyun eğiş” olarak adlandırılır; ancak bu, bireysel bir karakter zayıflığı değildir. Akademik literatürde, kriz ve travma koşullarında bireylerin ve toplumların bilişsel ve duygusal olarak daraldığı, güvenli ve otoriter çözümlere yönelimin arttığı gösterilmiştir. Dolayısıyla burada söz konusu olan şey, bilinçsizlik değil; felaket koşullarında oluşan yapısal bir psikolojik kırılganlıktır.

Felaket kapitalizminin uzun vadeli etkisi ise krizin kendisinden daha kalıcı olabilir. Klein’ın Irak, New Orleans ve Sri Lanka örneklerinde gösterdiği gibi, felaket geride kaldığında bile, o dönemde alınan kararlar kalıcı hale gelir. Kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi, sosyal devletin geri çekilmesi ya da güvenlik rejimlerinin genişlemesi, geçici önlemler olarak sunulsa da çoğu zaman kalıcı bir düzenin parçası olur (Klein, 2007; Buell, 2020).

Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikososyal sonuçlar da doğurur. Toplum, kriz sonrası dönemde “zaten böyle” hissiyle yeni koşullara uyum sağlamaya zorlanır. Felaketin yarattığı şok geçer, ancak onun içinde şekillenen politikalar ve psikolojik alışkanlıklar kalır.

Bu noktada sormamız gereken soru şudur: Felaket anlarında yaşanan bu sessiz kabulleniş gerçekten bireysel bir tercih midir, yoksa kriz koşullarında sistematik olarak üretilen bir psikolojik iklimin sonucu mudur? Felaket kapitalizmi kavramı, tam da bu soruyu sormamıza olanak tanır.

Bu yazı, felaket kapitalizminin en görünmez aşamasına odaklandı: şok, bilişsel daralma ve bunun içinden yayılan kabulleniş. Bir sonraki adımda, bu sürecin kamusal yapıları ve bireysel ruh hâllerini nasıl dönüştürdüğüne daha yakından bakmak gerekecek.

Bu yazıda kullanılan “felaket kapitalizmi” kavramı, eleştirel politik ekonomi, coğrafya ve sosyal teori literatüründe yerleşik bir çerçeveye dayanmaktadır ve özellikle kriz, travma ve neoliberal dönüşümler arasındaki ilişkiyi açıklamak için kullanılmaktadır.

York University BA Psychology | MA in Counselling Psychotherapy   

Bu yazı Globalizm ve Psikososyal Etkileri konulu yazı dizisinin bir parçasıdır.  Amacım psikoloji eğitimim sırasında York üniversitesi Politics bölümünden aldığım Globalizm ve güncel sorunlarına dair derslerde öğrendiklerimi psikososyal bağlamda ortaya koyarak okurla paylaşmaktır.  Kapalı kapılar ardında alınan kararların dünyadaki milyarlarca insanın kaderini, toplumların dönüşümlerini ve insanların gündelik yaşamlarında karar alma psikolojilerini nasıl etkilediğini hep birlikte görelim istedim. Umarım bu yazı dizisi benim kadar okuyucunun da ilgisini çeker. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın.

Kaynaklar

Buell, J. (2020). Disaster capitalism and the real culprit in the Italian Covid-19 catastrophe. Informed Comment.
Felaket kapitalizmi kavramının pandemi bağlamında nasıl işlediğini ve sağlık sistemlerinin uzun yıllar süren neoliberal dönüşümlerinin kriz anlarında nasıl görünür hale geldiğini tartışır.

Gregory, D. (2011). The everywhere war. The Geographical Journal, 177(3), 238–250.
Sürekli kriz, güvenlik ve tehdit söylemlerinin toplumsal ve psikolojik iklimi nasıl dönüştürdüğünü ele alır; “olağanüstü hâlin kalıcılaşması” fikrine kuramsal zemin sağlar.

Klein, N. (2007). The shock doctrine: The rise of disaster capitalism. New York, NY: Metropolitan Books.
Felaket kapitalizmi kavramının kurucu metnidir. Savaşlar, darbeler, doğal afetler ve ekonomik krizler sonrasında neoliberal politikaların nasıl dayatıldığını tarihsel örneklerle ortaya koyar.

Klein, N. (2012). Beware of America’s disaster capitalists. The Guardian.
Felaket sonrası alınan “geçici” kararların nasıl kalıcı politik ve ekonomik dönüşümlere dönüştüğünü güncel örneklerle açıklar.

Klein, N. (2017). How power profits from disaster. The Guardian.
Felaket kapitalizminin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik ve psikososyal sonuçlarını ele alır; krizlerin nasıl bir yönetim stratejisine dönüştürüldüğünü tartışır.

Felaket Kapitalizmi ve Psikososyal Şok
Arzu Prema

]]>
https://arzuprema.com/blog/felaket-kapitalizmi-ve-psikososyal-sok/feed/ 0 23641
Epigenetik ve Aile Dizimi https://arzuprema.com/blog/epigenetik-ve-aile-dizimi/ https://arzuprema.com/blog/epigenetik-ve-aile-dizimi/#respond Sun, 18 Jan 2026 05:36:15 +0000 https://arzuprema.com/?p=23619 arzuprema.com
Epigenetik ve Aile Dizimi

Bugün sizlerle, son yıllarda bilim dünyasında giderek daha fazla konuşulan epigenetik kavramı ile aile dizimi çalışmalarında sıklıkla karşılaştığımız nesiller arası aktarım temasının nasıl bir ortak zeminde buluştuğundan bahsetmek istiyorum. Uzun yıllar boyunca bilimde hâkim olan görüş şuydu: Genetik mirasımız, yani DNA’mız, kaderimizi büyük ölçüde belirler. Ancak epigenetik araştırmalar bize şunu göstermeye başladı: Genler değişmeden de, genlerin nasıl çalıştığı değişebiliyor. Epigenetik, […]

Epigenetik ve Aile Dizimi
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Epigenetik ve Aile Dizimi

Bugün sizlerle, son yıllarda bilim dünyasında giderek daha fazla konuşulan epigenetik kavramı ile aile dizimi çalışmalarında sıklıkla karşılaştığımız nesiller arası aktarım temasının nasıl bir ortak zeminde buluştuğundan bahsetmek istiyorum.

Uzun yıllar boyunca bilimde hâkim olan görüş şuydu: Genetik mirasımız, yani DNA’mız, kaderimizi büyük ölçüde belirler. Ancak epigenetik araştırmalar bize şunu göstermeye başladı: Genler değişmeden de, genlerin nasıl çalıştığı değişebiliyor.

Epigenetik, en basit haliyle, çevresel koşulların, yaşantıların ve stres faktörlerinin genlerin açılıp kapanma biçimini etkilemesini inceler. Yani hangi genin ne zaman aktif olacağı, yalnızca DNA dizisine değil; yaşadığımız hayata da bağlıdır. Bu alandaki önemli isimlerden biri olan Michael Meaneyözellikle erken dönem bakım deneyimlerinin

stresle ilişkili genler üzerindeki etkisini göstermiştir. Anne bakımının niteliği değiştiğinde, yavrunun stres yanıt sistemi de epigenetik düzeyde değişmektedir.

Bir diğer önemli çalışma alanı ise travma ve nesiller arası aktarım üzerinedir.
Rachel Yehuda, Holokost’tan sağ kalan bireyler ve onların çocukları üzerinde yaptığı araştırmalarda, travmaya maruz kalan ebeveynlerin çocuklarında stres hormonlarıyla ilişkili genlerde epigenetik değişiklikler saptamıştır.

Bu noktada çok kritik bir ayrım yapmak gerekiyor: Burada bahsedilen şey, “travmanın birebir aktarılması” değildir.
Aktarılan, daha çok bedenin stresle ilişki kurma biçimi, yani fizyolojik bir hassasiyet örüntüsüdür.

Şimdi buradan aile dizimi sistematiğine doğru bakalım.

Aile dizimi çalışmalarında sıkça karşılaştığımız bir olgu vardır: Kişi, kendi yaşam öyküsüyle doğrudan açıklayamadığı duygular, tepkiler ya da tekrar eden ilişki örüntüleri taşır.
“Bu bana ait değil gibi” hissi, bu çalışmalarda çok tanıdıktır. Epigenetik perspektiften baktığımızda, bu tür deneyimlerin yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik bir hafıza zemini de olabileceğini görüyoruz.

Aile dizimi, bu biyolojik mekanizmayı ölçmez ya da analiz etmez; ancak sistemik düzeyde görünür kılar.
Yani kişi, ailesinin hikâyesiyle temas ettiğinde, bedensel ve duygusal düzeyde bir farkındalık yaşar.

Bu noktada sıkça adı geçen bir diğer isim Bruce Lipton’dır. Lipton, çevresel koşulların hücresel düzeyde gen ifadesini nasıl etkilediğini vurgulayarak, algı, stres ve inanç sistemlerinin biyolojiyle ilişkisine dikkat çeker.

Bilimsel olarak bildiğimiz şu: Epigenetik işaretler kalıcı olmak zorunda değildir. Bazıları yaşam boyunca değişebilir.
Bu da bize, farkındalık, güvenli ilişki ve düzenleyici deneyimlerin önemli bir iyileştirici potansiyele sahip olduğunu gösterir. Aile dizimi çalışmalarını bu çerçevede düşündüğümüzde, asıl değerli olan şey; kişinin ailesel bağlamını yargısız bir şekilde görmesi, ait olduğu sistemi tanıması ve yük taşıdığı yerlerle arasına sağlıklı bir mesafe koyabilmesidir.

Özetle, epigenetik bize şunu söylüyor: Geçmiş yalnızca bir hikâye değil; bedende iz bırakan bir süreçtir.

Aile dizimi sistematiği ise, bu izlerle bilinç düzeyinde temas edebilmek için bir alan açar.

Bilim ve sistemik çalışmalar burada aynı cümlede buluşuyor:
Geçmiş değişmez; ama geçmişle kurduğumuz ilişki değişebilir.

 

Videomuzu İzleyin

Güncel Etkinliklerimize Katılmak İster misiniz?

JENOGRAM TEMELLİ

Aile Öyküsü ve Bağlanma Örütünleri Online Workshop

Epigenetik ve Aile Dizimi
Arzu Prema

]]>
https://arzuprema.com/blog/epigenetik-ve-aile-dizimi/feed/ 0 23619
Pandemi, Hayırseverlik ve “İyi Niyet” Söylemi https://arzuprema.com/blog/pandemi-hayirseverlik-ve-iyi-niyet-soylemi/ https://arzuprema.com/blog/pandemi-hayirseverlik-ve-iyi-niyet-soylemi/#respond Thu, 25 Dec 2025 18:50:16 +0000 https://arzuprema.com/?p=22961 arzuprema.com
Pandemi, Hayırseverlik ve “İyi Niyet” Söylemi

Krizler Kimi Kurtarır, Kimi Güçlendirir? COVID-19 pandemisi yalnızca bir sağlık krizi değil, aynı zamanda küresel ölçekte ekonomik, politik ve psikososyal bir kırılma anıydı. Bu dönemde “hayırseverlik”, krizle başa çıkmanın merkezi araçlarından biri olarak sunuldu. Özel vakıflar, milyarder bağışçılar ve küresel girişimler, pandemiye karşı mücadelenin vazgeçilmez aktörleri hâline geldi. Ana akım medya bu süreci çoğunlukla “iyi […]

Pandemi, Hayırseverlik ve “İyi Niyet” Söylemi
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Pandemi, Hayırseverlik ve “İyi Niyet” Söylemi

Krizler Kimi Kurtarır, Kimi Güçlendirir?

COVID-19 pandemisi yalnızca bir sağlık krizi değil, aynı zamanda küresel ölçekte ekonomik, politik ve psikososyal bir kırılma anıydı. Bu dönemde “hayırseverlik”, krizle başa çıkmanın merkezi araçlarından biri olarak sunuldu. Özel vakıflar, milyarder bağışçılar ve küresel girişimler, pandemiye karşı mücadelenin vazgeçilmez aktörleri hâline geldi.

Ana akım medya bu süreci çoğunlukla “iyi niyet”, “dayanışma” ve “küresel sorumluluk” söylemleriyle çerçeveledi (The Guardian, 2020). Ancak bu anlatı, krizlerin neden bu denli yıkıcı yaşandığına ve kamusal sistemlerin neden bu kadar kırılgan olduğuna dair soruları büyük ölçüde dışarıda bırakmaktadır.

Hayırseverliğin Kriz Anlarında Normalleştirilmesi

Pandemi sırasında özel bağışların “hızlı, esnek ve yenilikçi” çözümler sunduğu sıkça vurgulandı (The Guardian, 2020). Devletlerin yetersiz kaldığı noktada hayırseverliğin devreye girmesi, neredeyse doğal ve kaçınılmaz bir çözüm gibi sunuldu.

Oysa piyasa-merkezli hayırseverlik (marketized philanthropy), yardımı politik bir ilişki olmaktan çıkararak teknik ve yönetsel bir meseleye indirger. Bu yaklaşım, eşitsizlik üreten yapıları sorgulamak yerine, bu eşitsizliklerin nasıl daha verimli yönetilebileceğine odaklanır (Nickel & Eikenberry, 2009). Böylece kriz, dönüştürücü bir siyasal moment olmaktan çıkar; geçici olarak “idare edilmesi gereken” bir sorun hâline gelir.

Felaket Kapitalizmi: Kriz Bir Fırsat mı?

Bu noktada Naomi Klein’ın felaket kapitalizmi kavramı kritik bir çerçeve sunar. Klein’e (2007) göre krizler, yalnızca yıkım üretmez; aynı zamanda piyasa-odaklı politikaların hızla hayata geçirilmesi için fırsat alanları yaratır. Kamusal alanın geri çekildiği bu süreçlerde, özel aktörler kalıcı biçimde güç kazanır.

Ders notlarında da vurgulandığı üzere, 1990’lardan itibaren kriz sonrası yeniden yapılanma süreçleri giderek özel şirketlere devredilmiş, kamu kaynakları özel kâr alanlarına dönüşmüştür. Bu durum, kamu sorumluluğunun piyasaya aktarılmasıyla sonuçlanan bir “krizin özelleştirilmesi” sürecini beraberinde getirmiştir (Bakker, 2025).

Pandemi bağlamında hayırseverliğin yüceltilmesi, felaket kapitalizminin daha yumuşak ve ahlaki bir biçimde yeniden üretilmesine hizmet etmektedir.

Psikososyolojik Boyut: Yardım, Minnettarlık ve Sessizlik

Bu süreç yalnızca ekonomik ya da politik değil, aynı zamanda psikososyolojiktir. Hayırseverlik söylemi, “yardım eden” ve “yardım alan” arasında asimetrik bir öznelik ilişkisi kurar. Yardım eden aktör ahlaki olarak yüceltilirken, yardım alan özne çoğu zaman pasif, minnettar ve söz hakkı sınırlı bir konuma itilir.

Piyasa-merkezli hayırseverlik, ihtiyacı görünür kılar; ancak dönüşümü hedeflemez. İhtiyaç sürekli yeniden üretilirken, sistemsel değişim talebi bastırılır (Nickel & Eikenberry, 2009). Böylece kriz, kolektif sorgulama ve politikleşme alanı olmaktan uzaklaşır.

Sonuç Yerine

Pandemi sırasında hayırseverliğin oynadığı rolü bütünüyle reddetmek mümkün değildir. Ancak bu rolün sorgusuzca yüceltilmesi, krizin yapısal nedenlerini görünmez kılma riskini taşır. Krizler bazıları için hayatta kalma mücadelesi anlamına gelirken, bazı aktörler için meşruiyet ve güç biriktirme alanlarına dönüşebilmektedir.

Meseleye psikososyal açıdan  bakıldığında, kriz dönemlerinde hayırseverliğin nasıl çerçevelendiği yalnızca ekonomik ya da politik bir mesele değildir; aynı zamanda bireylerin ve toplumların özneliklerini nasıl kurduklarıyla doğrudan ilişkilidir. Sürekli “yardım alan”, “minnettar olması beklenen” konumda tutulan gruplar, zamanla pasifleşme, öğrenilmiş çaresizlik ve kolektif öz-yeterlik duygusunun zayıflaması gibi psikososyal risklerle karşı karşıya kalabilir. Bu söylemler, özellikle çocuklar ve gençler için, eşitsizliklerin normalleştirildiği ve kamusal sorumluluğun görünmezleştiği bir dünya algısı üretir. Gelecek nesillerin dayanışmayı eşitlik temelinde mi yoksa bağımlılık ilişkileri üzerinden mi öğreneceği, bugün krizleri nasıl anlamlandırdığımız ve hangi çözümleri “doğal” kabul ettiğimizle yakından ilişkilidir.

 

Küçük bir not: Bu yazı, globalizmin yeni politikalarıyla şekillenen toplumsal yapıların insan psikolojisi üzerindeki etkilerini ele alacağım bir yazı dizisinin başlangıcı niteliğindedir. Bir sonraki yazıda, felaket kapitalizminin tarihsel örnekleri üzerinden krizlerin nasıl sistematik biçimde “fırsata” dönüştürüldüğünü daha ayrıntılı inceleyeceğim.


Kaynakça

    • Bakker, I. (2025). The rise of disaster capitalism [Lecture slides]. Political Science 4293.03: Problems and Challenges of Globalization, York University.
    • Klein, N. (2007). The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism. New York: Metropolitan Books.
    • Nickel, P., & Eikenberry, A. (2009). A critique of the discourse of marketized philanthropy. American Behavioral Scientist, 52(7), 974–989.
    • The Guardian. (2020). Philanthropy during the coronavirus crisis.

Dijital Hediye Programları

Sevdiklerinize içsel huzuru hediye etmek ister misiniz?

Pandemi, Hayırseverlik ve “İyi Niyet” Söylemi
Arzu Prema

]]>
https://arzuprema.com/blog/pandemi-hayirseverlik-ve-iyi-niyet-soylemi/feed/ 0 22961
Aile Diziminde Katılımcı veya Temsilci Olmak https://arzuprema.com/blog/aile-diziminde-katilimci-veya-temsilci-olmak/ https://arzuprema.com/blog/aile-diziminde-katilimci-veya-temsilci-olmak/#respond Sun, 04 Sep 2022 23:22:34 +0000 https://www.premawellbeing.com/?p=21967 arzuprema.com
Aile Diziminde Katılımcı veya Temsilci Olmak

Aile Dizimi çalışmasına katılan herkes, çalışma sonrasında yaşamında bir iyileşme ve değişim yaşar. İster kendi dizilimi açılıyor, ister bir başkasının dizimine temsilci olarak katılıyor olsun fark etmez. Sadece gözlemliyor olmak dahi bu terapiye katılan kişilerin içgörüler ve değişimler almasını sağlar. Aile dizimine katılan tüm üyeler, bilme alanı, evrensel vicdan olarak da tabir edilen alana bağlanırlar.  Tüm katlımcılar, vücutlarında, […]

Aile Diziminde Katılımcı veya Temsilci Olmak
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Aile Diziminde Katılımcı veya Temsilci Olmak

Aile Dizimi çalışmasına katılan herkes, çalışma sonrasında yaşamında bir iyileşme ve değişim yaşar. İster kendi dizilimi açılıyor, ister bir başkasının dizimine temsilci olarak katılıyor olsun fark etmez. Sadece gözlemliyor olmak dahi bu terapiye katılan kişilerin içgörüler ve değişimler almasını sağlar.

Aile dizimine katılan tüm üyeler, bilme alanı, evrensel vicdan olarak da tabir edilen alana bağlanırlar.  Tüm katlımcılar, vücutlarında, bilinçli olarak bilinmeyen şeyleri gün ışığına çıkarmaya yardımcı olan diğer üyeler hakkındaki hisleri, dürtüleri veya hisleri algılayabilirler. Uygulayıcının yönlendirmeleriyle dizim sırasında ortaya çıkan bilinçsiz sadakatler, kilitlenmeler, özdeşleşmeler ve aktarımlar görülür hale gelir. Sistemdeki bir dengesizlik uygulayıcı tarafından görüldüğünde, aile sistemindeki sevgi akışını yeniden active etmek için iyileştirici cümleler kullanılır. Bu iyileştirici cümleler açık bir yürekle katılan tüm üyelerin sistemlerinde şifalandırıcı bir etki yaratır.

Aile dizimi sistematiğinde daha büyük bir bilincin bütünü gözettiği evrensel vicdan denilen alanın değerleri görünür hale gelir. Günlük yaşamda tüm davranışlarımızın altında yer alan kişisel vicdanımızın kısıtlı bilincinin ve hatta kollektif vicdanın daha büyük toplulukları gözeten değerlerinin de üzerinde olan evrensel vicdanın alanında sevginin ve güvenin herkes için tecelli etmesi sağlanır. Evrensel vicdanın kriterleri kişi tarafından bir kez anlaşılır olduğunda insanın yaşamında yepyeni bir dönem başlar ve kişisel vicdanın değerlerinin yer aldığı bilinç alanında bir genişleme ve bütünselliğe doğru bir bilinç yükselmesi yaşanır.

Bu nedenle aile dizimine katılan herkes, dizim açılan, temsilci veya gözlemci olsun bilinç düzeyinde bir yükselme ve şifalanma yaşar. Şifaya şahit olmak veya şifaya kanal olmak şifalandırıcıdır.

Arzu Prema

Whatsapp Grubumuza Katılın
Güncel Etkinliklerden Haberdar Olun, Uzmanlarımıza Danışın

Türkiye, Avrupa veya Asya Ülkelerinde Yaşayanlar İçin

AİLE DİZİMİ WHATSAPP GRUBU

Kuzey Amerikada Yaşayanlar İçin

AİLE DİZİMİ WHATSAPP GRUBU

Aile Diziminde Katılımcı veya Temsilci Olmak
Arzu Prema

]]>
https://arzuprema.com/blog/aile-diziminde-katilimci-veya-temsilci-olmak/feed/ 0 21967
Çocuklukta Duygusal İhmal-Yaşamda Amaç ve Anlam Bulmak https://arzuprema.com/blog/yasamda-amac-ve-anlam-bulmak/ https://arzuprema.com/blog/yasamda-amac-ve-anlam-bulmak/#respond Sun, 14 Nov 2021 16:05:08 +0000 https://www.premawellbeing.com/?p=21172 arzuprema.com
Çocuklukta Duygusal İhmal-Yaşamda Amaç ve Anlam Bulmak

Çocuklukta Duygusal İhmalin (ÇDİ) en acı verici semptomlarından biri de şaşırtıcı bir şekilde en doğrudan düzeltilebilir olanıdır. Kim hayatının bazı anlarında tüm bunların ne için olduğunu merak etmemiştir? Amaç ne? Neden bu dünyadayım? Ne yapıyor olmam gerekiyor? Bir şeyler gerçekten önemli mi? Bazı insanların bu sorularla diğerlerinden daha fazla mücadele ettiğini fark ettim. Ayrıca duygusal […]

Çocuklukta Duygusal İhmal-Yaşamda Amaç ve Anlam Bulmak
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Çocuklukta Duygusal İhmal-Yaşamda Amaç ve Anlam Bulmak

Çocuklukta Duygusal İhmalin (ÇDİ) en acı verici semptomlarından biri de şaşırtıcı bir şekilde en doğrudan düzeltilebilir olanıdır.

Kim hayatının bazı anlarında tüm bunların ne için olduğunu merak etmemiştir?

Amaç ne?

Neden bu dünyadayım?

Ne yapıyor olmam gerekiyor?

Bir şeyler gerçekten önemli mi?

Bazı insanların bu sorularla diğerlerinden daha fazla mücadele ettiğini fark ettim.

Ayrıca duygusal olarak ihmal edilmiş bir şekilde büyümekle ilgili, sizi bu mücadeleye daha da yatkın hale getiren bir şeyler olduğunu fark ettim.

“Ama bu ne olabilir ki??!”  Merak ediyor olabilirsiniz, tıpkı benim yıllardır merak ettiğim gibi.

Bugün, tüm bu sorulara en iyi cevaplarımı paylaşmak istiyorum. Elbette hayatın anlamını bildiğimi iddia etmiyorum ama hayatı neyin anlamlı hissettireceğini konuşabileceğimize inanıyorum.

Hayatı Anlamlı Hissettiren 2 Şey

 

Bence çoğu psikolog, iki temel faktörün hayatı anlamlı kıldığı konusunda hemfikirdir ve her ikisi de araştırmalarla desteklenir:

 
  1. Duygularınız : Duygularınız sizi yönlendirir, motive eder ve size ilham verir. Hayatınızdaki en unutulmaz anlar, içinde bir şeyler hissettiğiniz anlardır. Huşu içinde, üzgün, bunalmış, şok olmuş, sevinmiş veya hayal kırıklığına uğramış bu anlar hafızanıza yerleşir. Hoş ya da hoş olmayan bir duygu hissettiğinizde gerçek hissedersiniz. Bir duyguyu hissetmek, canlı hissetmenin bir yoludur. Duygular size neler olup bittiğinin önemli olduğunu söyler. Yanlarında “bu önemli” mesajını taşırlar.
  2. İlişkileriniz: Çalışma üstüne çalışma, sizi hem demirleyen hem de teşvik eden şeyin başkalarıyla olan bağlantılarınız olduğunu göstermiştir. İşler sarpa sardığında yanında kim var? Seninle kutlamak ve seni teselli etmek için kim var? Seni önemseyen ve senin için de önemli olan kim? Bu tür bağlantılar, hayatı yaşamaya değer kılan unsurları yaratır.

Bu iki önemli yaşam faktörü, duygusal olarak ihmal edilmiş birçok insanın deneyimlediği amaç ve anlam mücadelesinin anahtarlarını sunar. Çocukken duygularınız yeterince onaylanmadığında, kendi duygularınızı iterek, sorgulayarak veya uyuşturarak büyürsünüz. Bu, bir yetişkin olarak hayatınızın anlamlı olduğunu hissetmek söz konusu olduğunda 3 özel zorluğa yol açar.

  • Duygularınızla bağlantınız kopmuştur.  Bu, anlam arayışınızı 3 önemli şekilde baltalar:

a) Bir düzeyde, tamamen hayatta olmadığınızı hissetmenize neden olur.

b) Sizin için önemli olan şeyler hakkında sizi bilgilendirmesi gereken duygular yeterince mevcut değildir.

c) Duygular bir tutku ve yön kaynağıdır. Bu mesajların içeriden eksik olması, kaybolmuş ve yalnız hissetmenize neden olabilir.

  • İlişkileriniz fazlasıyla tek taraflıdır: ÇDİ, başkalarını daha fazla önemsemeye odaklanmanıza neden olur. İlişkilerinizde alabileceğinizden fazlasını verirsiniz. Veren doğanız sizi ısıtır ve harekete geçirir, ancak tek yönlü doğası, ilişkilerinizin derinliğini sınırlayabilir ve bu tamamen yeterli olmayabilir.
  • Önemsiz olduğunuzu hissedersiniz: ÇDİ ile çocuklukta aldığınız söylenmemiş mesaj, “Duyguların önemli değil” dir. Ancak duygularınız, kim olduğunuzun en derin kişisel parçası olduğundan, çocuk benliğinizin hissettiği şey, “Sen Önemli değilsin” dir. Bir yetişkin olarak, bu mesaj yaşam amacı ve anlamına dair duygularınızı zayıflatır. Sonuçta, eğer önemli değilsen, hayatın nasıl önemli olabilir?

Şimdi bu yazıya başlarken söylediğim ilk cümleye geri dönelim: “Çocuklukta Duygusal İhmalin (ÇDİ) en acı verici semptomlarından biri de şaşırtıcı bir şekilde en doğrudan düzeltilebilir olanıdır.”  Evet bu doğrudur.

Çözüm

Tüm bunlar için en iyi çözüm nedir? Duygularınızı hayatınıza tekrar davet etmek!

Bu üç basit adımın, hayatınızın size ne kadar önemli hissettirdiği konusunda büyük bir fark yaratabileceğini tekrar tekrar gördüm.

  1. Hissetmeye çalışın: Bu garip gelebilir ama aslında işe yarıyor. Duygularınıza sahip çıkmak için çaba sarf etmek sonuç vermeye başlayacaktır. Daha fazla hissetmeye başlayacaksınız.
  2. Duygularınıza kulak verin: Her zaman duygularınız vardır, ancak bunların farkında değilsiniz. Tüm bunlar, dikkatinizi daha çok ne hissettiğinize odaklamak için gereklidir. Günde birkaç kez duraklayın, dikkatinizi içe odaklayın ve kendinize ‘şu anda ne hissediyorum?’ diye sorun.
  3. Duygu kelime dağarcığınızı artırın:  Duygularınızla temasa geçmenin önemli bir parçası, onları kelimelerle ifade edebilmektir. 

İnanması zor olabileceğini biliyorum, ama benim için çok açık:

Yaşamın yakıtı hissetmektir. Çocuklukta doymadıysak, yetişkin olarak kendimizi doldurmalıyız. Aksi takdirde kendimizi boş boş koşarken buluruz.

Çocuklukta Duygusal İhmal, bunun nasıl olduğu ve bundan nasıl kurtulacağınız hakkında daha fazla bilgi edinmek için Duygusal İhmal Testine ücretsiz girin.

Dr.Jonice Webb. 

Bu makale ilk olarak psychcentral.com’da yayınlanmıştır.

Kaynak: Yazının İngilizce orjinali için Tıklayınız.

Çev: Arzu Prema

Eğer siz de çocukluğunuzda duygusal ihmale uğramış bir yetişkinseniz ve bunun yaşamınızda yarattığı olumsuzlukları artık dönüştürmeye karar verdiyseniz bunun için hazırladığımız dijital kursu alabilirsiniz. 

 

Detaylı bilgi için aşağıdaki ‘Bilgi Ve Kayıt’ butonuna basabilirsiniz.

İÇİNDEKİ ÇOCUK

14 Aşamalı Dönüşüm Programı
Dijital Kurs

Çocuklukta Duygusal İhmal-Yaşamda Amaç ve Anlam Bulmak
Arzu Prema

]]>
https://arzuprema.com/blog/yasamda-amac-ve-anlam-bulmak/feed/ 0 21172
Bağımlılık https://arzuprema.com/blog/bagimlilik-nedir/ Tue, 14 Sep 2021 22:50:44 +0000 https://www.premawellbeing.com/?page_id=20335 arzuprema.com
Bağımlılık

Dr. Ayla Aslantaş Bağımlılık Nedir? Bağımlılık insanın dürtülerini kontrol edememesi sonrasında bir nesneye veya olguya aşırı muhtaç hale gelmesidir. Kişi bu nesneler olmaksızın hayatını sürdüremeyeceğini, verimli olamayacağını ve işe yaramayacağını düşünür.  Bireyi Bağımlılığa İten Faktörler Bağımlılığı besleyen en önemli etken keyif verici bir dış unsurun varlığıdır. Yani bir durumu, kişiyi ya da kimyasalı çekici kılan […]

Bağımlılık
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Bağımlılık

Dr. Ayla Aslantaş

Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık insanın dürtülerini kontrol edememesi sonrasında bir nesneye veya olguya aşırı muhtaç hale gelmesidir. Kişi bu nesneler olmaksızın hayatını sürdüremeyeceğini, verimli olamayacağını ve işe yaramayacağını düşünür.
 

Bireyi Bağımlılığa İten Faktörler

Bağımlılığı besleyen en önemli etken keyif verici bir dış unsurun varlığıdır. Yani bir durumu, kişiyi ya da kimyasalı çekici kılan neden, onun bireyi kaygıdan ve gerginlikten uzaklaştırabilme gücü ve keyif verici olmasıdır. Bu durum, bağımlılık geliştirme açısından en yüksek risk grubu olan gençlerin doğal davranış dinamiklerinde daha kolay gözlenebilir. Şöyle ki, genç bir insan doğal gelişim çatışmaları ve bu çatışmalarının neden-sonuç ilişkileriyle uğraşırken genellikle en kestirme ve en zahmetsiz yolu seçer. Çatışmadan doğan gerginlik sırasında gencin keyif aldığı en küçük anlar bile çok kıymetlidir. Psikofizyolojik gelişimde sorun yaşayan gençler ise bu bağlamda savaşmak yerine rahatlıkla hoşnut olmayan durumdan kaçışı seçebilmektedirler. Zaten asıl risk de kaçışın başlamasıyla yargılama gücü zayıflayan gencin ne yöne gideceğinin belirsizleşmesidir.
Bir ilginin bağımlılığa dönüşmesi daha çok davranışsal bağımlılıklar ile alkol ya da sigara bağımlılığı için söz konusudur. Madde kullanımında süreç ilginin süreklilik kazanmasından çok kaçış sonucu bağımlılığa itilmek şeklinde gerçekleşir. Soruyu özellikle teknolojik bağımlılık çerçevesinde ele alacak olursak süreç içinde yaşanabilecek durumlar şöyle özetlenebilir:
  • Bağımlılık yaratan unsurun bireyin dikkatini çekmesi
  • Etkileşimin giderek artması ve yaşama yayılması (yaşamın rutini haline gelmesi). Dolayısı ile yaşam kalitesinde düşme
  • Tolerans geliştirme
  • Geri çekilme belirtileri (Faaliyetten ve iletişimden uzaklaşma)
  • Çatışma ve nüksetme
Bu genel bileşenler bir ring hattı gibi işler. Birinin başlangıcı diğerinin bitişi olabileceği gibi birinin bitişi diğerinin başlangıcı olabilir. Madde bağımlılığında ise durum biraz daha farklı gelişir. Madde bağımlılığı o maddeye duyulan ihtiyaç sonucu ortaya çıkar ve kullanıcının kişiliği ile yakından ilgilidir. Bilinçli kullanıcılar kullandıkları maddenin yarattığı psikolojik ve fizyolojik etkiyi bildikleri için kullanırlar. Bilinçsiz kullanıcılar ya da madde hakkında daha az bilgiye sahip olanlar ise sorundan kaçmak ve yapay olarak sorunsuz bir yaşam alanı yaratmak amacıyla maddeye yönelirler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki madde kullanan insanlar birbirlerinden direkt etkilenmekte, bunun temelinde de ortak sosyal problemler yatmaktadır. Bir insanı madde kullanmaya iten başka nedenler de vardır elbette. Üstelik bunlar ergenlik dinamikleri içinde çekicilik unsuru da taşımaktadır. Örneğin maddenin eğlencenin eğlenebilmenin ayrılmaz bir enstrümanı olması, başlı başına bir eğlence paylaşımı olması, grup dinamiğine uyumluluğu göstermenin bir kriteri gibi algılanması, özenti, yasağa karşı gelebilmiş olmanın tatmini ve büyüme göstergesi olarak atıflanması…

 

Bağımlılık Süreçleri Nasıl Bir Gelişim Gösterir?

Günümüz dünyasında alkol, madde ve diğer bağımlılıklar din, dil, ırk farkı gözetmeksizin hızla yayılmaktadır. Artık bağımlılık hem birey hem de toplum düzeyinde büyük yıkımlara yol açan bir insanlık sorunudur. İnsan iletişimde bulunduğu her nesneye bağımlı olabilmektedir. Anne-baba, sevgili, eş, çocuk gibi bir insana, cep telefonu, bilgisayar, araba, internet gibi bir teknolojik araca, alkol, madde, ilaç gibi bir kimyasal maddeye, kumar, kadın, seks gibi zevk unsurlarına bağımlı olabilmektedir. Sonuç itibariyle hangi tür bağımlılık söz konusu olursa olsun birey bir dış unsura aşırı derecede ihtiyaç duyar ve onsuz yapamayacağına inanır. Bağımlı olduğu nesnenin ve olgunun iç dünyasında boşluğunu hissettiği bir duyguyu karşılayacağını, bir yetersizliği ya da sıkıntıyı gidereceğini düşünür. Ayrıca gerçek hayatta başa çıkamayacağını düşündüğü sorunlardan da bu yolla kaçmaya ve kurtulmaya çalışır. İnsandaki duyguları anacak insani duygular doyurabilir. Hiçbir nesne veya olgu duyguları karşılamaya yetemez. Eğer duygular bir nesne veya olguyla doyurulmaya çalışılırsa dipsiz bir kuyu misali duygusal boşluk gitgide derinleşir ve bağımlılık oluşur.
Tıbbi manada ise bağımlılık; biyolojik, psikolojik, sosyal, zihinsel ve davranışsal boyutları olan bir rahatsızlıktır. Bağımlılık tedavi edilebilen, ama bağımlılığa yol açan boşluk doldurulmadıkça, sebepler ortadan kaldırılmadıkça nüks eden bir rahatsızlıktır. Bağımlılığın gelişimi; maddenin kullanım süresine, kullananın kişilik özelliklerine, ruh durumuna, beyin gücüne ve alınan maddenin cinsine göre değişir. Her maddenin bağımlılık potansiyeli farklıdır.
 

Bağımlı Kişilerin Ortak Noktaları Nelerdir? 

  • Hayatlarının bir döneminde travma olması
  • Madde kullanımı mutlaka bir olayla başlıyor ve genellikle de bir ayrılık öyküsü oluyor
  • Hemen hepsi madde ve alkol kullanımı öncesinde çok başarılı insanlar, işlerini çok iyi yapan, saygın ve mükemmelliyetçi insanlar
  • Hepsinde kontrolsüz cinsel yaşantılar var (madde alımı sırasında)
  • Normalde herkes iradesiyle davranır ve orta noktayı bulur ama onlar yapmakla yapmamak arasında karar vermek yerine ya hep ya hiç diye yaşayan insanlar ve her iki ucu da yaşayabilirler.
  • Herşeyi uçlarda yaşıyorlar

Dr. Ayla Aslantaş

1979 K.maraş doğumludur. 2001 yılında Erzurum Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuştur.
İlk meslek hayatına Adana’da 1. basamak hekimlik yaparak başlamıştır. Sağlık Bakanlığına bağlı çalıştığı dönemlerde bir çok eğitim modülünde İletişim ve Beden Dili eğitimlerini anlatan ve birçok eğitimin eğitici eğitmeni olmuştur. 2008-2009 yıllarına şube müdürlüğü
2009-2013 yılları arasında birden fazla özel hastanenin kurucu mesul müdürlüğünü
2013-2016 Büyük bir kamu hastanesinin başhekim yardımcılığını yapmıştır.
Bütün bu görevleri sürdürürken hem kendi yaşam yolculuğunda duyduğu ihtiyaçtan hemde mesleki yeterliliği artırmak adına birçok alanda farklı eğitimler aldı. Sistemik Psikoterapi Enstütüsinden Aile Danışmanlığı Eğitimi ve Sistemik psikoterapi,Acmoss Bioenerji,Nefes Terapisi eğitimi,Kuantum Drama Aile Dizimi,Biorezonans terapileri,Reiki Master,Fitoterapi vb bir çok sertifikalı ve katılım belgeli eğitimlerini tamamladı.
Halihazırda bireysel seanslar,aile dizimi ve nefes terapisi grup çalışmaları,Rezoanas ve Pemf cihazları ile danışmanlık çalışmalarına devam etmektedir.

Bağımlılık
Arzu Prema

]]>
20335
Kronik Stres https://arzuprema.com/blog/kronik-stres-2/ Tue, 14 Sep 2021 19:43:49 +0000 https://www.premawellbeing.com/?page_id=20281 arzuprema.com
Kronik Stres

KİŞİSEL GELİŞİM KRONİK STRES KRONİK STRES VE BAŞ ETME YOLLARI Kronik stres çağımızın en büyük sorunu. Doktorlara kapılarından içeri giren hastalarının en büyük sorunu nedir diye sorduğunuzda, stres diyeceklerdir. Koşuşturmanın çoğu zaman alkışlandığı bir dünyada kronik stres kaçınılmaz bir sorundur; gerçek şu ki kronik stres birçok başka sağlık sorununa neden olabilir. Sağlık uzmanları, bir çok […]

Kronik Stres
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Kronik Stres

KİŞİSEL GELİŞİM

KRONİK STRES

KRONİK STRES VE BAŞ ETME YOLLARI

Kronik stres çağımızın en büyük sorunu. Doktorlara kapılarından içeri giren hastalarının en büyük sorunu nedir diye sorduğunuzda, stres diyeceklerdir. Koşuşturmanın çoğu zaman alkışlandığı bir dünyada kronik stres kaçınılmaz bir sorundur; gerçek şu ki kronik stres birçok başka sağlık sorununa neden olabilir.

Sağlık uzmanları, bir çok hastalığın kronik stres ve endişeden kaynaklandığını bildiriyor. Stresin zaman içindeki ağırlığı zihin ve bedene zarar verebilmektedir.

Hiç kalbinizin göğsünüzden fırlayacak gibi hissettiği kadar stresli oldunuz mu? Ya da zihniniz deliriyormuş gibi hissediyor musunuz? Zihninizde düşüncelerin yarıştığı ve uyuyamanıza engel olduğu oluyor mu? Ya da gecenin ortasında uyandığınız ve zihniniz koşmaya başladığı için tekrar uykuya dönemediğiniz oluyor mu?

Peki kendinizi sevdiğiniz birine öfkeyle bağırırken bulduğunuz oluyor mu?

İyi haber şu ki, stres seviyenizi yönetmenin basit yolları var. İlk adım, onları uygulamak için yaşamınızda yer açmakla başlıyor.

Kişisel Bakım Uygulamasına Karar Verin

Kronik stresle mücadele ettiklerini bilen birçok insan var, ancak bu konuda fazla bir şey yapmaya istekli değiller. Stres yükünü azaltmalarına izin vermeyecek kadar  stresli bir işleri olabilir. Bununla birlikte, stres seviyelerini azaltmak için işten sonra yapabilecekleri çok şey var. Sadece bu tür bir öz bakımı düzenli olarak uygulamak için kendine zaman ayırmaya taahhütte bulunmak gerekiyor.

Öz disiplin, hepimizin yararlanabileceği bir özelliktir. İşten eve gitmek çok kolay, mikrodalgaya donmuş bir akşam yemeği atıp gecenin geri kalanında Netflix’i oturup bol bol izlemek size iyi geliyor olabilir. Evet bu, bazıları için stresi azaltmak için işe yarayabilir, fakat kronik stres oluşumu için fazla bir faydası olmayabilir.

Ancak stres düzeylerini daha sağlıklı bir şekilde yönetmenin birçok yolu vardır. Bu, televizyon seyretmenin veya ara sıra donmuş yemek yemenin doğru olmadığı anlamına gelmez. Dengede olduğunda, bunun gibi şeyler iyidir.

Ancak kronik stresin sinir sisteminiz üzerinde bir etkisi olduğunu unutmayın. Bu nedenle, yaşamınızda düzenli olarak kullanmak üzere stres azaltma tekniklerini veya alışkanlıkları seçerken bunun farkında olmak istersiniz. Biraz çaba gerektirecek ama siz buna değersiniz. Dahası yaratacağı huzur da her şeye değer.

Aşağıda, stresi azaltmak için sürekli uygulayabileceğiniz ipuçları ve teknikler bulunuyor.

KRONİK STRES VE BAŞ ETME TEKNİKLERİ

Kronik Stresi Aşma Teknikleri

1. Derin Nefes Alma Pratiği Yapın     

 Aşırı huzur ve neşeye dokunan meditasyon gurularıyla konuşun ve size nefesinizin sandığınızdan daha güçlü olduğunu söyleyecekler. Derin nefes almak, kaslarınızdaki gerilimi azalttığı ve dağınık zihninizi temizlemeye yardımcı olduğu için vücudunuza mucizevi şeyler yapar. 

Eminim insanların bir şey hakkında heyecanlıyken birkaç derin nefes aldıktan sonra nasıl daha iyi hissettiklerini anlattıklarını duymuşsunuzdur. Derin nefes almanın yardımcı olduğunu biliyoruz, ancak genellikle onu takip etmiyoruz. 

Her gün sadece oturmak veya uzanmak ve birkaç dakika derin derin nefes almak için zaman ayırmaya bugün başlayın. Veya gün boyunca stresli hissettiğinizde, iki veya üç derin nefes alın. Rahatlayın. Stresi bırakın.

KRONİK STRESİ AŞMA TEKNİKLERİ

2. İyimserliği Seçin       

Zor deneyimler karşısında zihnin olumsuza doğru çekilmesine izin vermek kolaydır, bu yüzden neredeyse kendinizi iyimser olmaya zorlamanız gerekir. Hayatta işler her zaman yolunda gitmeyebilir. Çok meşgul olabilirsiniz, patronunuz size büyük baskı yapıyor olabilir, işinizden sıkılmış olabilirsiniz veya bir sürü başka şeyle mücadele ediyor olabilirsiniz.

Şimdi nasıl yanıt vereceğinizi seçin.

Hayatınızdaki mvcut iyilikler için minnettar mısınız?

İyimserliği seçebilir misiniz?

Negatif olanları yok etme eğiliminde oldukları için zihninizi olumlu düşüncelerle doldurun. Olumsuz bir düşünce gelirse, ona zaman ayırmayı reddedin. Bu olumsuz düşünceyi kasten olumlu bir şeye çevirin. Beyninizi düzenli olarak otomatik olarak pozitif düşünmesi için yeniden eğitebilirsiniz.

Bu, her şeyi görmezden gelerek etrafta dolanıp gülümsemek demek değildir. Karşılaştığınız durum ne olursa olsun geçici olarak stresi veya ciddiyetini hissetmeniz sorun değil. Ancak, orada sıkışıp kalmanıza gerek yok. Yolculuk boyunca biraz huzurun tadını çıkarırken, bunun üstesinden gelebileceğinize inanmayı seçmek mümkündür. Bunu amacınız haline getirin.

Pozitif Düşünce

3. Endorfinlerin Harekete Geçmesini Sağlayın     

Düzenli egzersiz, stresi azaltmanın ve aynı zamanda zinde olmanın harika bir yoludur. Stres vücutta birikerek kendinizi yorgun ve huysuz hissetmenize neden olabilir. Egzersiz, bastırılmış enerjiyi dışarı çıkarabilir, böylece daha hafif ve daha az stresli hissedersiniz.

Ayrıca egzersiz yaptığınızda vücudunuz endorfin salgılar. Bunlar size esenlik hissi veren kimyasallardır. Bazıları bunlara “mutlu kimyasallar” diyor. İster bloğun etrafında hızlı bir yürüyüş yapın, ister yoga yapın, ağırlık kaldırın veya bahçenizde çalışın, vücudunuzda oluşan stres miktarını azaltacaksınız. Bu daha iyi hissetmenize yardımcı olacaktır.

Kronik Stresi Aşma Teknikleri

4. Yavaşlayın     

 Neden böyle acele ediyorsunuz? Neden bu kadar koşmanız gerekiyor? Üretkenliği meşguliyetle eşitleyen bir toplumda yaşadığımız için olabilir. 

“Yoğun bir hayatın çoraklığına dikkat edin” diyen Sokrates’ti. Bunun anlamı, meşgul olmanın her zaman verimli olduğu anlamına gelmemesidir. Aksine maksimum stres altında olduğunuz anlamına gelebilir. Kendinizi bu “meşguliyet” alışkanlığına soktuğunuz ve nasıl yavaşlayacağınızı gerçekten bilmediğiniz anlamına gelebilir.

Öyleyse bugün yavaşlamaya karar verin. Gülleri koklamak için zaman ayırın. Kendinizle sessizleşmek için zaman ayırın. Kendinizi şımartmak için biraz zaman ayırın.

Gençleşin. Hayat bir yarış değil; zevk alınacak bir yolculuktur.

Kronik Stresi Aşma Teknikleri

5. Farkındalık ve Meditasyon Yapın     

Farkındalık ve meditasyonun faydalarını tartışamayız. Farkındalık ve meditasyon yapmaya başladıklarında, stres seviyelerinin düştüğünü doğrulayacak çok sayıda çalışma ve birçok insan var. Farkında olmak, şu anda mevcut olduğunuz anlamına gelir. Kafanızın içinde bir yerde olmanın aksine, tam şu anda burada olanlara dikkat edersiniz. Düşüncede kaybolmak yerine bedeninizde ve anda var olmaya başlarsınız.

Farkındalığınızı nefesinize vererek şimdide yaşamayı başlatırsınız.

Meditasyon, zihninizi tüm düşünceleriyle susturmayı öğrenebileceğiniz bir uygulamadır; kendi içinize döner, sessizce oturur ve nefesinize odaklanırsınız. Binlerce yıldır var olan ve anksiyete ve stresi azaltmak için oldukça yararlı olan manevi bir uygulamadır. Günlük olarak farkındalık ve meditasyon yapmaya kendinize söz verin. Bunu stres seviyenize son derece yardımcı olacak şekilde bir rutine dönüştürebilirsiniz.

Farkındalık ve meditasyonun en zor yanı, onları uygulamak için zaman ve enerji ayırmaktır. Ancak bir kez alışkanlığa başladığınızda, sizin için oldukça kolay hle gelir ve büyük faydalar elde edersiniz.

Kronik Stresi Aşma Teknikleri

6. “Yapılmayacaklar Listesi” Oluşturun     

Kesinlikle yapmanız gerekmeyen şeyleri yapmayı bırakın. Size gereksiz zaman kaybettiren veya gerçekten yapmaya ihtiyacınız olmayan şeyleri listeleyin.

Belki iPhone’unuzu bazen evde bırakabilirsiniz, böylece her iki dakikada bir kontrol etme ihtiyacı hissetmezsiniz. Ya da her akşam işten sonra komşunuzla uzun, uzun sohbetler yapmak zorunda hissetmezsiniz. İnsanları memnun etmeye aşırı zaman ayırıyor musunuz? Gerçekten sahip olduğunuzdan daha fazla zaman mı harcıyorsunuz?

Hayatınızı daha huzurlu hale getirmek için neler yapmayı bırakabileceğinizi öğrenin ve değerli zamanınızın bir kısmını kendinize geri verin.

Kaygı ve kronik stresle boğulmak hiç eğlenceli değildir. Ne kadar stresli olduğunuzu düşünüyorsunuz? 1 – 10 arası bir ölçekte, numaranız kaç?

Şu an göremeyebilirsiniz, ama birçok seçeneğiniz var. Daha az stresli olmak ve böylece huzurun tadını çıkarabileceğinizi görmek için hayatınızın envanterini çıkarma hakkına sahipsiniz.

Stresi azaltmak için bu ipuçlarını ve teknikleri tutarlı bir şekilde kullanın. Daha fazla huzur ve memnuniyet yaşaycağınız bir hayatı hak ediyorsunuz. Mutlu olduğunuz bir yaşamı günlük bir deneyime dönüştürebilirsiniz.

KRONİK STRES VE BAŞ ETMENİN BAŞKA YOLLARI

Kronik stresle baş etmek yeni alışkanlıkar geliştirmenizi  gerektirebilir. Bunların başında meditasyonu yaşamınızın bir parçası yapmak geliyor. Meditasyonu kolayca öğrenmeniz ve günlük rutin haline getirebilmeniz iiçin dizayn ettiğimiz ücretsiz eğitimi hemen alabilirsiniz.

yeni başlayanlar için meditasyon

Eğitimi
ücretsiz

Meditasyonu alışkanlık haline getirmeniz, kaygı, endişe, panik atak gibi duygusal durumlardan kolayca kurtulmanız için dizayn ettiğimiz meditasyon ses kayıtlarına dilediğiniz anda ulaşabileceksiniz.

reberli meditasyonlar

Meditasyon partiğinizi derinleştirmek için dizayn edilmiş onlarca konulu meditasyona ulaşın!
üyelik

Kronik Stres
Arzu Prema

]]>
20281
Kendini Kıyaslama https://arzuprema.com/blog/kendini-kiyaslama/ https://arzuprema.com/blog/kendini-kiyaslama/#respond Tue, 14 Sep 2021 19:43:20 +0000 https://www.premawellbeing.com/?page_id=20280 arzuprema.com
Kendini Kıyaslama

KENDİNİ KIYASLAMA KIYASLAMA TUZAĞI Yaşadığımız çağ, güçlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen bireyleri destekleyen bir dinamiğe sahip. Bu dinamik, çoğunlukla olumlu gibi görünse de uygulamada rekabetçi, yalnızlaşmış, ilişkilerinde başarısız kişiliklerin oluşması olarak gerçekleşiyor. Bireyselleşme gayreti içindeki çağımız insanı, ötekinden daha iyi olabilmek, daha eğitimli olabilmek veya daha tercih edilir olabilmek için mücadele veriyor. Bu temel […]

Kendini Kıyaslama
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Kendini Kıyaslama

KENDİNİ KIYASLAMA

KIYASLAMA TUZAĞI

Yaşadığımız çağ, güçlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen bireyleri destekleyen bir dinamiğe sahip. Bu dinamik, çoğunlukla olumlu gibi görünse de uygulamada rekabetçi, yalnızlaşmış, ilişkilerinde başarısız kişiliklerin oluşması olarak gerçekleşiyor. Bireyselleşme gayreti içindeki çağımız insanı, ötekinden daha iyi olabilmek, daha eğitimli olabilmek veya daha tercih edilir olabilmek için mücadele veriyor. Bu temel duygu bütünden ayrılmayı ve egosal alt benliklere ayrışmayı daha da güçlü hale getiriyor.

Herkes bir şekilde bütünsellikten, birlikten söz ediyor oysa diğer yandan alabildiğine rekabetçi, olabildiğince üstün olma çabası içinde olmaya devam ediyor. Başkalarının yaşamlarının daha iyi olduğuna inandırıldığımız bir sosyal medya gerçekliği içinde yaşıyoruz. Kıskançlık, özenti ve kendini kıyaslama güdüleri yoğun duygulanımlar yaratarak bireyselleşme çabasındaki yalnız insanı kendine karşı olabildiğince eleştirel olma, kendini yetersiz bulma, kendini başkalarıyla kıyaslama gibi duygular içinde içine kapanır hale getiriyor. 

Güvensiz bir dünyada yapayalnız olduğumuz inancını giderek kuvvetli hale getiren bir yanılgı yaratıyor tüm bu sanal gerçeklik!

 
 
 

İnsanın Sistemin tuzağına
düştüğü yer
tam da burası!
 
Bu tuzağa düşmemek için yapılabilecek ve bir davranış biçimine dönüşebilecek bir kaç adımı paylaşmak isterim.
1.ADIM: Kendi içsel ihtiyacınıza odaklanın

Daima hatırlayın; her insan birbirinden tamamen benzersiz ve eşsizdir. Her insanın temel ihtiyaçları dışında bu eşsizliğin belirlediği ihtiyaçları farklılık gösterir. Bu anlamda başka kişilerle kendimizi kıyaslamak ne kadar doğru olabilir? Unutmayın ki kendinizi başkalarıyla kıyasladığınız anda sözünü ettiğim eşsizliğinize olan içsel yaklaşımınızda büyük bir kırılma oluşturursunuz.

Öte yandan her insan farklı bir yeteneğe sahiptir ve bu anlamda yaşam amacı ve planı tamamen birbirinden farklıdır. Bu durumda sizin yaşam amacınızın gereklilikleri ve buna paralel olarak yaşamda gerçekleştirmeniz gereken herşey birbirinden farklı olacaktır. Böyle bir durumda başka birisinin yaşamı veya sahip oldukları ile benim ihtiyaç duyduklarım nasıl aynı olabilir ki?

​O halde kendi ihtiyaçlarınız konusunda net bir iç görüye sahip olmanız atmanız gereken ilk adımdır. Tekrar hatırlatayım buradaki ihtiyaç kelimesi ile temel ihtiyaçların daha ötesinde, yaşamdaki amacımızı gerçekleştirmeye yönelik olanlar kastedilmektedir!
 

 

 

 

Önceliğiniz kendi içsel ihtiyaçlarınızı anlamak olduğunda ve buna odaklandığınızda sadece bu ihtiyaçlarınıza hizmet edecek şeylere yönlenirsiniz, başkalarının ne yaptığı veya neye sahip olduğu sizi ilgilendirmez!

2.ADIM: Sahip olduğunuz herşeye ve yakınınızda bulunan herkesin varlığına şükür edin.

İnsan enteresan bir varlıktır. Bir şeye sahip olmak ister ancak ona sahip olur olmaz yeni bir istekle yola koyulur. Böylece evlerimiz gerekli gereksiz yığınlarla eşya ile dolup taşar. Her an bir şeyler almaya yönlenmemize neden olan hangi düşünceleri taşıyoruz? Bu soruyu kendinize sormak, istekleri ile yaşamda eylemlerde bulunan bir çocuk olmaktan ziyade ihtiyaçlarına yönlenebilen yetişkinler seviyesine çıkmanızı sağlayacaktır. 

Bu bilinç düzeyinde büyük bir değişiklik yaratır. Bu değişimin zihinlerde başlaması gerekmektedir. Bu anlamda zihninizi sahip olduklarınıza odaklamanız düşüncelerinizin akışını kökünden değiştirir. Zihninizde yer alan yapamadıklarınız, sahip olamadıklarınız veya olumsuz tüm cümlelerin yerine sahip olduklarınızı farkındalıkla yerleştirdiğinizde olumlu bir yönelime sahip bir zihin dizayn edebilirsiniz.

Sahip olduklarınız sadece maddi şeyler değildir; aileniz, ebeveynleriniz, kardeşleriniz, arkadaşlarınız ve çevrenizde ilişkide olduğunuz herkes de varlığınızın bir parçasıdır. Bu adımda yaşamınızda bulunan herkesin ve her şeyin varlığına şükür çalışmaları yapın ve beyninizde yeni bağlantılar yaratmaya başlayın!

Her sabah kalktığınızda ve her gece başınızı yastığa koyduğunuzda aşağıdaki sözleri tekrarlayın: Yaşamımdaki herkesin ve herşeyin varlığına şükür ediyorum.






Şükür etmek olduğunuz yer ile olmak istediğiniz yer arasındaki mesafeyi kısaltan bir kolaylıktır! 
3.ADIM: Kıskançlık yerine taktir etmeyi deneyin!

Başkalarının başarılarını taktir etmek konusunda kendinizi geliştirin. Herhangi bir şeyi sizden daha farklı ya da daha iyi yapan birileri olması çok doğaldır. Bu durumda yapmak istediklerinizden vaz geçmek saçma olur öyle değil mi? Bir şeyi sizden daha iyi yapan birini gördüğünüzde taktir edin. Bunu yapmak eski zamanlardan kalma eksiklik ve yetersizlik duygusunun harekete geçmesini engeller. Böylece başarmış birisini rehber olarak izler, yapamak istediklerinize ulaşmak için kestirme yollar veya teknikler öğrenebilirsiniz. Böylece olumsuz olan kıskançlık duygusu yerine gıpta etme ve öğrenmeyi geliştirirsiniz.

İşe öncelikle kendiniz taktir etmekle başlayın. Dışarıdaki kişilerin sizi taktir etmesini beklemek çocukluktan kalma bir alışkanlıktır. Bu alışkanlığı bilinçle ve farkındalıkla bırakmak gerekir. Bu aynı zamanda kendinize ve başkalarına karşı toleransınızı arttıracak, yargıdan uzak bir zihin geliştirmenizi sağlayacaktır.

​Unutmayın, sosyal medyadaki hiç bir şey tam anlamıyla gerçeği yansıtmamaktadır. Kimsenin yaşamı harka veya mükemmel değildir. Hatta hepimiz birbirine benzer zorluklar yaşıyor, umutsuzluğa kapılıyor ve yalnız hissediyoruz. Tek sorun bu durumumuzu kendimize veya yakınlarımıza samimiyetle ifade edemeyişimizdir. Oysa samimiyet sağlıklı bir ilişkinin temelini teşkil eder. 
 

Kendini Kıyaslama
Arzu Prema

]]>
https://arzuprema.com/blog/kendini-kiyaslama/feed/ 0 20280
Kendinle olan ilişkin Nasıl? https://arzuprema.com/blog/kendinle-olan-iliskin-nasil-2/ Tue, 14 Sep 2021 19:42:50 +0000 https://www.premawellbeing.com/?page_id=20279 arzuprema.com
Kendinle olan ilişkin Nasıl?

KENDİNLE OLAN İLİŞKİN NASIL?  Louise Hay      Hayatınızdaki ilişkiler Yaşamımda kuracağım en önemli ve en uzun ilişki kendimle olan ilişkimdir. Tüm diğer ilişkiler gelir ve gider, hatta ölüm bizi ayırana kadar süren evlilikler bile sonunda sona erer; sonsuza kadar birlikte olduğum tek kişi kendimdir. Kendimle olan ilişkim sonsuzdur.  Peki kendimle olan ilişkim nasıl?  Sabah […]

Kendinle olan ilişkin Nasıl?
Arzu Prema

]]>
arzuprema.com
Kendinle olan ilişkin Nasıl?

KENDİNLE OLAN İLİŞKİN NASIL?

 
Louise Hay

 

 

 Hayatınızdaki ilişkiler

Yaşamımda kuracağım en önemli ve en uzun ilişki kendimle olan ilişkimdir. Tüm diğer ilişkiler gelir ve gider, hatta ölüm bizi ayırana kadar süren evlilikler bile sonunda sona erer; sonsuza kadar birlikte olduğum tek kişi kendimdir. Kendimle olan ilişkim sonsuzdur.
 

Peki kendimle olan ilişkim nasıl?  
Sabah uyandığımda kendimle karşılaşmaktan mutlu oluyor muyum?
Kendimle birlikte olmaktan mutlu muyum?
 Kendi düşüncelerimden hoşnut muyum?
 Kendimle eğlenip gülmek keyif veriyor mu?
 Bedenimi seviyor muyum?
 Kendimle birlikte olmaya devam etmek istiyor muyum?
 Eğer kendimle iyi bir ilişkim yoksa, başka biri ile nasıl iyi bir ilişki kurabilirim?
Eğer kendimi sevmiyorsam, daima hayallerimi gerçekleştirmesini ve beni tamamlamasını umduğum birini arıyor olacağım demektir.

Sağlıklı İlişkiler Kurmanın Dinamikleri 

Muhtaç bir kişi olmak, başarısız bir ilişkiyi çekmenin en iyi yoludur. Yazar Wayne Dyer’in dediği gibi, iki kişinin bir araya gelip tamamlandığı bir ilişkide sonuç iki yarım kişidir. Diğer kişinin hayatınızı düzeltmesini veya diğer bir yarınız olmasını beklerseniz, başarısız bir ilişki için kendinizi hazırlamaktasınızdır. Eğer bir ilişkide mutlu olmak istiyorsanız ilişki kurmadan önce gerçekten olduğunuz kişi haline gelip tam olmalısınız.
 
Mutlu ve tam olmak için bir başka ilişkiye bile ihtiyacınız yoktur aslında. Ayrıca, kendini sevmeyen biriyle bir ilişkiniz varsa, o kişiyi gerçekten memnun etmek imkansızdır, güvensiz, sinirli, kıskanç, kendinden nefret eden ya da kendine saygı duymayan biri için asla yeterince iyi olamayacağınızı unutmayın.
 
Sık sık kendimizi, sevgimizi nasıl kabul edecekleri konusunda hiçbir fikri olmayan bir eş için yeterince iyi olmaya çalışırken buluruz, çünkü aslında kendilerini sevmiyorlardır. Hayat bir aynadır. Yaşamımıza çektiğimiz şeyler, sahip olduğumuz nitelikleri veya kendimiz ve ilişkilerimizle ilgili inançlarımızı yansıtır
 
Başkalarının bizim hakkımızda düşünceleri aslında yaşam hakkında kendi limitli görüşleriyle ilgilidir. Yaşamın bizi daima koşulsuz sevdiğini öğrenmeliyiz. Kıskanç insanlar kendilerine değer vermedikleri için kendilerini güvende hissetmezler.
 
Kıskançlık duygusu kişiye “gerçekten yeterince iyi değilsin”, “sevilmeye değer değilsin” demektedir. Bu yüzden birlikte olduğum kişinin beni aldatacağını veya beni başkası için bırakacağını düşünürüm. Bu düşünce kızgınlık ve suçlama yaratır.
Eğer kıskanç biriyle ilişkide kalmaya devam ederseniz sevgi dolu bir ilişkiyi hak etmediğinizi düşünüyorsunuz demektir.
 
İlişkide istismar ve şiddet kullanan kişiler genellikle ya istismarın normal olduğu bir ailede yetişen ve aynı aile düzenini devam ettiren ya da kendilerine saygı duymadıkları için tüm dünyayı ve eşlerini suçlayan kişilerdir. Bu kişilerin mutlaka iyileşmek için terapi almaları gerekir. İstismarcı bireylerde hemen hemen her zaman istismarcı bir ebeveyne karşı duyulan büyük bir öfke ve kızgınlık vardır. Affetmek onlar için hayati bir konumdadır, aileden getirdikleri bu kalıpları anlamalı ve değiştirmelidirler. Tüm ilişkilerinizin dinamikleri ebeveynlerinizle kurduğunuz ilişkinin dinamiği ile belirlenir.
 

Erkekler kötü, kadınlar kötü diyerek zamanımızı boşa harcamak yerine, ebeveynlerimizle olan ilişkilerimizi ya da ebeveynlerimizin birbirleri arasında yaşadıkları ilişkiyi inceleyelim. Örneğin, hayatınızdaki kadın ya da erkeklerle ilgili şu andaki şikayetleriniz neler?
 

Aşağıdaki boşlukları doldurun:
O asla…
O her zaman…
Erkekler … yapar
Kadınlar…yapar
Annen de babana aynen böyle mi davranırdı?
Baban annene nasıl davranırdı?
Çocukken evinizde sevgi nasıl ifade edilirdi?
Bir ilişkinin etrafında dönen korkuları derinlemesine çözmek için çocukluğunuzda babanızla ya da annenizle olan ilişkinize geri dönmeniz gerekir. 
Bir ilişkinin içinde var olmak için nelerden vaz geçmem gerekir? 
Biriyle ilişki içindeyken kendimi nasıl kaybederim?
Çocukluğumda, ilişkilerin acı verici olduğuna inandırıldığım hangi mesajları aldım?

Bilincinizde sevgiyi olumlu bir yere koymalısınız. Bir ilişkide suistimale veya şiddete uğruyorsanız bu kendinizi değerli ve sevilebilir görmediğinizle alakalı olabilir. Ama bunun artık sizin için sürekli olması gerekmiyor. Bugün kendinize olan saygınızı ve sevginizi olumlu hale getirmeye başlayın. Sık sık aynaya bakın ve kendinize “seni seviyorum” deyin.
 
Bu sözler çok basittir ve bir o kadar da güçlü bir dönüşüm yaratırlar. Kendini sevme konusunda geliştikçe ilişkilerin de bu sevgiyi ve saygıyı yansıtmaya başlayacaktır. 

Başkalarıyla ilişkilerimizde inşa ettiğimiz sınırlar olduğuna inanıyorum. Bu sınırlar çok küçükken oluşmaya başlar. Eğer ebeveynlerimiz bize sevgi ve saygıyla davrandılarsa, o zaman onların davranış kalıplarını sevilmekle ilişkilendiririz.
Eğer birçoğumuz için olduğu gibi, ebeveynlerimiz bize sevgi ve saygıyla davranamadılarsa, o zaman da bu duyguların eksikliği içinde dengede olmayı öğreniriz. Bu durumda ihtiyaçlarımızın giderilmesi ve sevilmek konularını kötü muamele görmekle ilişkilendirmeye başlarız. Böylece bu bizim sevilme kalıbımızı oluşturur. Bu kalıp çocuklukta oluştuğu için tüm ilişkilerimizde bilinçdışı olarak kullandığımız kalıplar haline gelirler.
 
Kötü muamele görmekle sevilmeyi ilişkilendiren bu kalıp cinsiyete göre değişiklik göstermez. Ancak kültürel olarak kadınlar kırılganlıklarını ifade etmekte erkeklere göre daha açıklar. Giderek daha fazla erkek, kırılganlığı ile yeniden bağlantı kurmaya istekli hale geliyor.
 

Hepimiz için şu olumlama çok güzel:
Kalbimi sevgiye açtığımda güvendeyim

 
Kendiniz üzerinde yaptığınız tüm içsel çalışmalar, eşinizin üzerinde onu değiştirmeye yönelik  bir güce sahip olma arzusunun ince bir manipülasyon şekli olabilir. Hatta belki de kendi haklılığınıza olan içsel inancınızın yönlendirmesi olabilir çünkü içsel olarak eşinizde daha iyi olduğunuzu düşünüyorsunuzdur.
 
Hayat arkadaşlarınızın istedikleri gibi biri olmalarına izin verin. Kendi kendini keşfetme, kendini sevme, kendini kabul etme ve kendine değer vermesini destekleyin.

Dilediğimiz Sevgiyi Bulmak
 

Eğer bir eş arıyorsanız, bu kişinin sahip olmasını dilediğiniz tüm niteliklerin bir listesini yapmanızı öneririm. Bu listeyi yaparken uzun boylu, esmer ve yakışıklı ya da güzel, sarışın gibi fiziksel özelliklerin ötesine geçin. Ardından bu listeyi inceleyin ve bu özelliklerin kaç tanesine sahip olduğunuzu inceleyin.

Sahip olmadıklarınızı geliştirmek için istekli misiniz?
Ayrıca böyle bir kişinin size çekilmesini engelleyen şeyin sizdeki hangi inanç olduğunu sorun.
Bu inançları değiştirmeye istekli misiniz?

Hala bir parçanız sevilmeye layık olmadığınızı mı söylüyor?
Ya da sevgiyi sizden uzaklaştıran bir alışkanlık ya da inanç mı var?
“Hiçbir zaman anne babamınki gibi bir ilişki istemiyorum, bu yüzden aşık olmayacağım” diyen bir yanınız mı var?

Belki de özünüzle bağlantınızın koptuğu hissine sahipsinizdir, böyle bir durumda diğerleriyle bağlantı kurmak çok zordur. Bu durumda şu anda gerçekten de kendinize özenle odaklanabileceğiniz bir zamana ihityacınız var demektir. Kendinizin en iyi arkadaşı olun.

Sizi neyin mutlu ettiğini, neler yapmayı sevdiğinizi araştırın. Kendinizi şımartmayı yeniden keşfedin.
Çoğunlukla, sevildiğimizi ve ait olduğumuzu hissedebilmek için başkalarına ihtiyaç duyarız. Oysa başkaları sadece kendimizle olan ilişkimizi yansıtmaktadır.

Yakın bir ilişkide neler hak ettiğini düşünüyorsun?
Çok derinlerimizde istediklerimize asla sahip olamayız diyen bir duygu var. Çünkü genellikle inanç sistemlerimiz hak etmemeyi destekliyor.
Gerçekten de inandığınız şey, istediğiniz şeye sahip olamayacağınız ise bu zihinsel kalıbın artık size hizmet etmediğini anlayarak bugün bir değişiklik yapmaya başlayabilirsiniz.

Bir liste oluşturun:

Kadınlar/Erkekler konusundaki inançlarım neler?
Sevgi hakkındaki inançlarım neler?
Evlilik hakkında inançlarım Neler?
Bağlılık ve sadakat hakkındaki inançlarım neler?
Güvenle ilgili inançlarım neler?
Çocuklarla ilgili inançlarım neler?
 
Bu liste size değiştirmeniz gereken her türlü olumsuz inancı gösterecektir. Bilincinizde saklanan bazı mesajların sizi şaşırtacaktır. Onları temizleyin ve bir sonraki ilişkinizin ne kadar farklı olduğunu keyifle izleyin.

Gerçekten kurtulmak istediğiniz bir ilişki içindeyseniz, şu olumlama düşüncelerinin gücünü kullanın:
 
Seni sevgiyle kutsuyorum ve serbest bırakıyorum. Sen özgürsün, ben özgürüm.
Bunu sık sık tekrarlayın ve nasıl bir ilişki istediğinizi konusunda net hale gelin.
Diğer insanı olduğu gibi tamamen sevin ve kabul edin
 
Değişip büyüdükçe, iki şeyden birinin otomatik olarak gerçekleştiğini göreceksiniz. Diğer kişi ya sizin arzularınızla uyumlu hale gelir ya da tamamen yaşamınızdan çıkar. Eğer hayatınızı terk ederlerse bu geçiş çok yumuşak olacaktır.
Daima kendinizi severek ve takdir ederek başlayın.
 
Şu olumlamaları kullanın:
 
Şimdi ne kadar harika biri olduğumu keşfediyorum.
Kendimi kabul edip sevmeyi seçiyorum.

Yeni bir ilişki kurabilmek için eski ilişkileri temizlemek ve çözmek çok önemlidir. Eğer zihninizde sürekli eski ilişkilerinizi düşünüyor ve bu konuda duygular hissediyorsanız yeni bir ilişkiye girmek için henüz özgür ve net değilsiniz demektir.
 
Bazen kendimizi şu an savunmasız kalmaktan korumak için eski ilişkilere tutunmak istiyoruz. İdeal mutluğa ulaşmak için yaşamımızda bizi sevgiye yönlendiren seçimler yapmak istiyoruz. Siz ve sevgiliniz arasındaki ilişki pratiğinin arasında duran blokları çözmeye çalışırken, kendinize kendi sevgiliniz gibi davranın ve kendinize küçük sevgi, nezaket ve takdir davranışları gösterin, kendinizi şımartın ne kadar özel olduğunuzu kendinize gösterin.
 
Kendinize çiçek alın, etrafınızı renkli dokularla çevreleyin ve lütfen hayatınız hep içinizdeki hissi size yansıttığını hatırlayın.
İçsel aşk ve romantizm duygunuz arttıkça, kendinizle kurduğunuz bağ ve yakınlık büyüdükçe yakın hissedebileceğiniz doğru kişiye mıknatıs gibi çekilirsiniz. En önemlisi, bu kişiyle birlikte olmak için kendi özünüzle olan yakınlığın hiçbir bölümünü bırakmak zorunda kalmayacaksınız.
 
Bir ilişkinin sonu
 
Bir ilişkinin sonu çok acı verici olabiliyor bazen. Ben yeterli değilim dediğimiz içsel bir döngüye girebiliyor ve kendimizi cezalandırabiliyoruz. Diğer kişi artık bizimle olmak istemediği için bizde bir sorun olmalı diye düşünür ve sıklıkla derin bir çaresizliğe kapılırız. Tüm ilişkiler, bir süreliğine bir araya gelip enerjimizi paylaşarak birbirimizden öğrenme fırsatı sunar. Kimsede sorun yoktur. Sırf acı çekmemek için yıpranmış ilişkilere sarılmayın.
 
Sadece birisiyle beraber olmak için fiziksel ya da duygusal ajitasyonda bulunmayın. Size empoze edilmiş yanlış inançlara sarılmaya devam ettiğinizde asla tatmin edici bir yaşamınız olmayacaktır.
 
Birinin bize saygısızlık etmesine izin verdiğimizde aslında kendimize sevmeye değer olmadığımızı söylüyoruz, “burada kalmalı ve bu davranışı kabul etmeliyim” diyoruz. Sadece kendinizle yalnız kalmaya tahammül edemiyorsunuz ve bir başka ilişki bulamayacağınıza inanıyorsunuz. Bu olumsuz ifadeler sizi aşağı çekiyor, bunun yerine bir ilişki sona erdiğinde hayatın size yeni bir deneyim için şans verdiğini hatırlayın. Bu derinden minnet duymanız gereken bir an olabilir.
 
Birlikte geçirdiğiniz güzel zamanlar, birbirinizden öğrendikleriniz ve birbirinize hissettirdikleriniz için içten şükür ve minnet duyarak ayrılabildiğinizde bu ilişkiyi sevgi ile bırakabilir ve yaşamınızdaki bir sonraki adıma geçebilirsiniz.
 
Bu, kendinizi derinden anladığınız ve sevdiğiniz bir an olacaktır. Bu dünyanızın sonu değildir, kendinizi sevgiyle kucaklayacağınız bir başlangıç, hayatınızda yeni bir döneme geçişinizdir.
 
Hayatınızdaki ilişkiler için olumlamalar
 
Buraya sadece sevgiyi öğrenmek için geldim.
Ne kadar harika olduğumu keşfediyorum
Kendimi sevmeyi ve keyif almayı seçiyorum
Sevgi dolu bir Tanrı’nın muhteşem bir yaratımı olarak sonsuz seviliyorum ve şimdi bu aşkı kabul ediyorum
Açık ve harika sevgi dolu bir ilişkiye açığım
Sevgi dolu destekleyici düşünceler düşünerek sevgi dolu destekleyici bir ilişki yaratırım
Kalbimi sevmeye açıyorum sevgiyi ifade etmem güvenli
Gittiğim her yere sevinç ve coşku götürüyorum.
Herkesle kalpten temas ediyorum insanlar beni seviyor ve ben insanları seviyorum
Hayatla uyum içindeyim
Hayatımda her zaman mükemmel bir eş var
Kendime olan sevgimle güvende hissediyorum
Hayatla uyumlu bir ilişkim var
Hayat beni seviyor ve ben güvendeyim
Erkek ya da kadın olsun hayatımdaki herkesi sevgi ile sarmalıyorum, arkadaşlarımı sevdiklerimi meslektaşlarımı ve geçmişimden gelen herkesi bu sevgi çemberine dahil ediyorum.
Ben haysiyet, barış ve neşe ile yaşıyorum
Sevgi çemberimi tüm gezegeni saracak şekilde genişletiyorum ve bu sevgi bana katlanarak geri dönüyor.
İçimde koşulsuz sevgi var ve bunu herkese ifade ediyorum. Sevilmeye değer olduğumu biliyorum
Kendimi seviyorum ve takdir ediyorum
 

 

MEDİTASYON SERİSİ

Bu oniki günlük çalışma ile kendinize karşı olan tavrınızı sevgi ve merhamet olarak düzenleyebileceksiniz. Umutmayın, siz kendinizi sevmezseniz bir başkasının sevebileceğini ummak akıllıca değildir.

kendini sevmek

12 günlük Meditasyon Serisi
hemen al

Kendinle olan ilişkin Nasıl?
Arzu Prema

]]>
20279