Krizler Kimi Kurtarır, Kimi Güçlendirir?
COVID-19 pandemisi yalnızca bir sağlık krizi değil, aynı zamanda küresel ölçekte ekonomik, politik ve psikososyal bir kırılma anıydı. Bu dönemde “hayırseverlik”, krizle başa çıkmanın merkezi araçlarından biri olarak sunuldu. Özel vakıflar, milyarder bağışçılar ve küresel girişimler, pandemiye karşı mücadelenin vazgeçilmez aktörleri hâline geldi.
Ana akım medya bu süreci çoğunlukla “iyi niyet”, “dayanışma” ve “küresel sorumluluk” söylemleriyle çerçeveledi (The Guardian, 2020). Ancak bu anlatı, krizlerin neden bu denli yıkıcı yaşandığına ve kamusal sistemlerin neden bu kadar kırılgan olduğuna dair soruları büyük ölçüde dışarıda bırakmaktadır.
Hayırseverliğin Kriz Anlarında Normalleştirilmesi
Pandemi sırasında özel bağışların “hızlı, esnek ve yenilikçi” çözümler sunduğu sıkça vurgulandı (The Guardian, 2020). Devletlerin yetersiz kaldığı noktada hayırseverliğin devreye girmesi, neredeyse doğal ve kaçınılmaz bir çözüm gibi sunuldu.
Oysa piyasa-merkezli hayırseverlik (marketized philanthropy), yardımı politik bir ilişki olmaktan çıkararak teknik ve yönetsel bir meseleye indirger. Bu yaklaşım, eşitsizlik üreten yapıları sorgulamak yerine, bu eşitsizliklerin nasıl daha verimli yönetilebileceğine odaklanır (Nickel & Eikenberry, 2009). Böylece kriz, dönüştürücü bir siyasal moment olmaktan çıkar; geçici olarak “idare edilmesi gereken” bir sorun hâline gelir.
Felaket Kapitalizmi: Kriz Bir Fırsat mı?
Bu noktada Naomi Klein’ın felaket kapitalizmi kavramı kritik bir çerçeve sunar. Klein’e (2007) göre krizler, yalnızca yıkım üretmez; aynı zamanda piyasa-odaklı politikaların hızla hayata geçirilmesi için fırsat alanları yaratır. Kamusal alanın geri çekildiği bu süreçlerde, özel aktörler kalıcı biçimde güç kazanır.
Ders notlarında da vurgulandığı üzere, 1990’lardan itibaren kriz sonrası yeniden yapılanma süreçleri giderek özel şirketlere devredilmiş, kamu kaynakları özel kâr alanlarına dönüşmüştür. Bu durum, kamu sorumluluğunun piyasaya aktarılmasıyla sonuçlanan bir “krizin özelleştirilmesi” sürecini beraberinde getirmiştir (Bakker, 2025).
Pandemi bağlamında hayırseverliğin yüceltilmesi, felaket kapitalizminin daha yumuşak ve ahlaki bir biçimde yeniden üretilmesine hizmet etmektedir.
Psikososyolojik Boyut: Yardım, Minnettarlık ve Sessizlik
Bu süreç yalnızca ekonomik ya da politik değil, aynı zamanda psikososyolojiktir. Hayırseverlik söylemi, “yardım eden” ve “yardım alan” arasında asimetrik bir öznelik ilişkisi kurar. Yardım eden aktör ahlaki olarak yüceltilirken, yardım alan özne çoğu zaman pasif, minnettar ve söz hakkı sınırlı bir konuma itilir.
Piyasa-merkezli hayırseverlik, ihtiyacı görünür kılar; ancak dönüşümü hedeflemez. İhtiyaç sürekli yeniden üretilirken, sistemsel değişim talebi bastırılır (Nickel & Eikenberry, 2009). Böylece kriz, kolektif sorgulama ve politikleşme alanı olmaktan uzaklaşır.
Sonuç Yerine
Pandemi sırasında hayırseverliğin oynadığı rolü bütünüyle reddetmek mümkün değildir. Ancak bu rolün sorgusuzca yüceltilmesi, krizin yapısal nedenlerini görünmez kılma riskini taşır. Krizler bazıları için hayatta kalma mücadelesi anlamına gelirken, bazı aktörler için meşruiyet ve güç biriktirme alanlarına dönüşebilmektedir.
Meseleye psikososyal açıdan bakıldığında, kriz dönemlerinde hayırseverliğin nasıl çerçevelendiği yalnızca ekonomik ya da politik bir mesele değildir; aynı zamanda bireylerin ve toplumların özneliklerini nasıl kurduklarıyla doğrudan ilişkilidir. Sürekli “yardım alan”, “minnettar olması beklenen” konumda tutulan gruplar, zamanla pasifleşme, öğrenilmiş çaresizlik ve kolektif öz-yeterlik duygusunun zayıflaması gibi psikososyal risklerle karşı karşıya kalabilir. Bu söylemler, özellikle çocuklar ve gençler için, eşitsizliklerin normalleştirildiği ve kamusal sorumluluğun görünmezleştiği bir dünya algısı üretir. Gelecek nesillerin dayanışmayı eşitlik temelinde mi yoksa bağımlılık ilişkileri üzerinden mi öğreneceği, bugün krizleri nasıl anlamlandırdığımız ve hangi çözümleri “doğal” kabul ettiğimizle yakından ilişkilidir.
Küçük bir not: Bu yazı, globalizmin yeni politikalarıyla şekillenen toplumsal yapıların insan psikolojisi üzerindeki etkilerini ele alacağım bir yazı dizisinin başlangıcı niteliğindedir. Bir sonraki yazıda, felaket kapitalizminin tarihsel örnekleri üzerinden krizlerin nasıl sistematik biçimde “fırsata” dönüştürüldüğünü daha ayrıntılı inceleyeceğim.
Kaynakça
-
- Bakker, I. (2025). The rise of disaster capitalism [Lecture slides]. Political Science 4293.03: Problems and Challenges of Globalization, York University.
- Klein, N. (2007). The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism. New York: Metropolitan Books.
- Nickel, P., & Eikenberry, A. (2009). A critique of the discourse of marketized philanthropy. American Behavioral Scientist, 52(7), 974–989.
- The Guardian. (2020). Philanthropy during the coronavirus crisis.





