Felaket anlarının kendine özgü bir dili vardır. Her şey çok hızlı olur. Olan biteni anlamaya çalışırken, bir yandan da “şimdi ne yapacağız?” sorusu zihni kaplar. Kararlar ardı ardına gelir. Öncesinde tartışmalı olan şeyler bir anda kaçınılmaz görünmeye başlar. “Başka çare yok” cümlesi, neredeyse itiraz edilemez bir gerçek gibi dolaşıma girer.
Bu hâl çoğumuza tanıdık. Salgınlar, savaşlar, ekonomik çöküşler ya da büyük toplumsal krizler sırasında yalnızca gündelik hayatımız değil, düşünme biçimimiz de sarsılır. Zaman algısı daralır. Geleceği tartmak, seçenekleri karşılaştırmak, uzun vadeli sonuçları hesaba katmak zorlaşır. Psikoloji literatüründe bu durum, travmatik stres ve bilişsel daralma ile ilişkilendirilir; birey ve toplum düzeyinde karar alma kapasitesinin geçici olarak zayıfladığı gösterilmiştir.
Tam da bu psikolojik zeminde, felaket kapitalizmi olarak adlandırılan süreç işler. Bu kavram, ilk kez Naomi Klein tarafından sistematik biçimde ortaya konmuş ve The Shock Doctrine adlı çalışmasıyla literatüre yerleşmiştir (Klein, 2007). Klein, felaket kapitalizmini; savaşlar, darbeler, doğal afetler ve ekonomik krizler gibi kolektif şok anlarının, neoliberal politikaların hızla ve dirençle karşılaşmadan uygulanması için kullanılması olarak tanımlar.
Burada kritik olan nokta şudur: Felaket kapitalizmi, krizi mutlaka yaratan bir güç olmak zorunda değildir. Asıl işlevi, krizin yarattığı psikolojik yönelim kaybını kullanmasıdır. Klein’ın vurguladığı gibi, şok altındaki toplumlarda itiraz zayıflar, alternatif düşünmek zorlaşır ve “olağanüstü koşullar” gerekçesiyle normalde kabul edilmeyecek dönüşümler meşrulaştırılır (Klein, 2007; Klein, 2012).
Bu süreçte kullanılan dil çoğu zaman teknik ve kaçınılmazlık vurgusu taşır. “Ekonomik gerçekler”, “piyasanın gereklilikleri” ya da “acil durum önlemleri” gibi ifadeler öne çıkar. Ancak bu teknik dilin altında güçlü bir psikolojik etki vardır. Felaket sonrası ortaya çıkan belirsizlik, bireylerde güvenlik ihtiyacını artırır. Sosyal psikoloji ve travma çalışmaları, belirsizlik ve tehdit algısının otoriteye yönelimi güçlendirdiğini göstermektedir.
“Başka çare yok” söylemi tam bu noktada devreye girer. Bu ifade, yalnızca bir politika tercihini değil, bir duygusal kapanmayı temsil eder. Umudu daraltır, alternatifleri gerçekçi olmaktan çıkarır ve itirazı sorumsuzluk gibi gösterir. Bu durum, Klein’ın da altını çizdiği üzere, felaket sonrasında neoliberal dönüşümlerin hızla kabul edilmesini sağlayan temel mekanizmalardan biridir.
Bu kabulleniş çoğu zaman “boyun eğiş” olarak adlandırılır; ancak bu, bireysel bir karakter zayıflığı değildir. Akademik literatürde, kriz ve travma koşullarında bireylerin ve toplumların bilişsel ve duygusal olarak daraldığı, güvenli ve otoriter çözümlere yönelimin arttığı gösterilmiştir. Dolayısıyla burada söz konusu olan şey, bilinçsizlik değil; felaket koşullarında oluşan yapısal bir psikolojik kırılganlıktır.
Felaket kapitalizminin uzun vadeli etkisi ise krizin kendisinden daha kalıcı olabilir. Klein’ın Irak, New Orleans ve Sri Lanka örneklerinde gösterdiği gibi, felaket geride kaldığında bile, o dönemde alınan kararlar kalıcı hale gelir. Kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi, sosyal devletin geri çekilmesi ya da güvenlik rejimlerinin genişlemesi, geçici önlemler olarak sunulsa da çoğu zaman kalıcı bir düzenin parçası olur (Klein, 2007; Buell, 2020).
Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikososyal sonuçlar da doğurur. Toplum, kriz sonrası dönemde “zaten böyle” hissiyle yeni koşullara uyum sağlamaya zorlanır. Felaketin yarattığı şok geçer, ancak onun içinde şekillenen politikalar ve psikolojik alışkanlıklar kalır.
Bu noktada sormamız gereken soru şudur: Felaket anlarında yaşanan bu sessiz kabulleniş gerçekten bireysel bir tercih midir, yoksa kriz koşullarında sistematik olarak üretilen bir psikolojik iklimin sonucu mudur? Felaket kapitalizmi kavramı, tam da bu soruyu sormamıza olanak tanır.
Bu yazı, felaket kapitalizminin en görünmez aşamasına odaklandı: şok, bilişsel daralma ve bunun içinden yayılan kabulleniş. Bir sonraki adımda, bu sürecin kamusal yapıları ve bireysel ruh hâllerini nasıl dönüştürdüğüne daha yakından bakmak gerekecek.
Bu yazıda kullanılan “felaket kapitalizmi” kavramı, eleştirel politik ekonomi, coğrafya ve sosyal teori literatüründe yerleşik bir çerçeveye dayanmaktadır ve özellikle kriz, travma ve neoliberal dönüşümler arasındaki ilişkiyi açıklamak için kullanılmaktadır.
Arzu Prema
York University BA Psychology | MA in Counselling Psychotherapy
Bu yazı Globalizm ve Psikososyal Etkileri konulu yazı dizisinin bir parçasıdır. Amacım psikoloji eğitimim sırasında York üniversitesi Politics bölümünden aldığım Globalizm ve güncel sorunlarına dair derslerde öğrendiklerimi psikososyal bağlamda ortaya koyarak okurla paylaşmaktır. Kapalı kapılar ardında alınan kararların dünyadaki milyarlarca insanın kaderini, toplumların dönüşümlerini ve insanların gündelik yaşamlarında karar alma psikolojilerini nasıl etkilediğini hep birlikte görelim istedim. Umarım bu yazı dizisi benim kadar okuyucunun da ilgisini çeker. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın.
Kaynaklar
Buell, J. (2020). Disaster capitalism and the real culprit in the Italian Covid-19 catastrophe. Informed Comment.
Felaket kapitalizmi kavramının pandemi bağlamında nasıl işlediğini ve sağlık sistemlerinin uzun yıllar süren neoliberal dönüşümlerinin kriz anlarında nasıl görünür hale geldiğini tartışır.
Gregory, D. (2011). The everywhere war. The Geographical Journal, 177(3), 238–250.
Sürekli kriz, güvenlik ve tehdit söylemlerinin toplumsal ve psikolojik iklimi nasıl dönüştürdüğünü ele alır; “olağanüstü hâlin kalıcılaşması” fikrine kuramsal zemin sağlar.
Klein, N. (2007). The shock doctrine: The rise of disaster capitalism. New York, NY: Metropolitan Books.
Felaket kapitalizmi kavramının kurucu metnidir. Savaşlar, darbeler, doğal afetler ve ekonomik krizler sonrasında neoliberal politikaların nasıl dayatıldığını tarihsel örneklerle ortaya koyar.
Klein, N. (2012). Beware of America’s disaster capitalists. The Guardian.
Felaket sonrası alınan “geçici” kararların nasıl kalıcı politik ve ekonomik dönüşümlere dönüştüğünü güncel örneklerle açıklar.
Klein, N. (2017). How power profits from disaster. The Guardian.
Felaket kapitalizminin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik ve psikososyal sonuçlarını ele alır; krizlerin nasıl bir yönetim stratejisine dönüştürüldüğünü tartışır.





